Untitled Document

 

 

 

http://www.dergi.tubav.org.tr


POPÜLER BİLİM KONULARI

Üniversite Yöneticilerinin Önceden Belirlenmesi Kamu Üniversitelerinde Uygulanabilir mi?

Üniversitelerde Seçim Sistemleri-7

Kamu Üniversiteleri Kendi Yöneticilerini Belirleme Modeli Geliştirmelidir. Üniversitelerimizin en tartışmalı konularından biri olan rektör belirleme ile ilgili olarak Sabancı Üniversitesi yeni bir model uygulamaya başlatmaktadır. Rektörlük görev süresi 1 Ağustos'ta dolan Prof. Tosun Terzioğlu yerini Ocak 2009 tarihinde belirlenen Prof. Dr. Nihat Berker'e bırakıyor. Model biraz da büyük şirket anlayışına benziyor. Prof. Dr. Nihat Berker, 2009'da Koç Üniversitesi'nden, Hürriyet Gazetesinden Vahap MUNYAR'ın ifadesi ile "rektör adayı planıyla transfer edilmiş". Klasik üniversite anlayışında transfer anlayışı kulağa pek hoş gelmiyor. Çünkü bilim kişiliği para ve servet ile ölçülemeyecek kadar ulvi bir payedir. Sabancı Üniversitesi bir vakıf üniversitesi olarak bir sahiplik konumundadır. Mütevelli heyeti ile yönetiliyor ve heyette belirli kişilerden oluşuyor. Mütevelli heyeti kendi yöneticilerini birinci elden belirliyor. Ancak kamu üniversitelerinden bu modelin uygulanması tartışmalı ve zor görülüyor. Ancak kamu üniversitelerinin başta YÖK ve Cumhurbaşkanlığı makamının üniversite yöneticileri belirlemesi ve atanması konusunda uygulanabilir yöntem ve model geliştirmesi gerekir. Kamu üniversitelerinin mütevelli heyet yerine mutlaka kendi kriterlerini ve ölçütlerini oluşturması ve denetleme mekanizmasını da geliştirmelidir.

Rektör Göreve Başlamadan Belirli Bir Süre Önce Seçilmiş ve Eski Rektör İle Çalışıyor Olması Gerekir

Ülkemizde üniversitelerde yaşananlardan edindiğimiz tecrübe, rektörlük seçimi ve ardından yaşanan halef selef durumu maalesef üniversitelerinin geleneksel kültürlerinin yürütülmesi yerine, kişiselleştirilmiş ve rektörlerin kendi anlayışlarına göre yönetimi öncelik kazanmıştır. Üniversite gibi kurumsal kültürü ve bilimsel erki gerektiren akademik kurumlarda kişisel tercihlerin ön plana çıkması üniversiteleri önemli ölçüde liyakatten uzaklaştırmış, bu durum beraberinde verimsizliği ve iç sürtüşmeleri artırmıştır. Bu bağlamda üniversitelerin kişilerden arındırılarak ve önceden belirlenmiş ölçütler ile üst yöneticilerinin belirlenmesi ve kurumsal düzeyde yönetim modeli geliştirmesi önemli olmaktadır.

Sabancı Üniversitesi'nin geleceğin rektör adayını arama konferansı ile ölçütlere bağlı olarak araması ve görev süresinden önce belirlenen rektörün, mevcut rektörle hazırlık dönemi geçirmesi sürdürülebilir üniversite yönetimi için önemli bir başlangıçtır. Ayrıca üniversite gibi kurumlarda bilimsel yetkinlik daha önemli olması gerektiği için üniversitenin bilim politikasının kesintisiz yürütülmesi için eski ve yeni yöneticilerin birlikte çalışması önemlidir. Bu modelin kamu üniversitelerinde de uygulanması bir çok yönden yararlı olacaktır. Eski yönetici ve yeni yöneticilerin birlikte çalışabilmesi bugünkü rektör belirleme yöntemi ile sağlanamaz. Bunun bir çok temel ve sistemden kaynaklana nedeni bulunmaktadır. Çünkü üniversitede üniversite bileşenleri (öğretim üyesi, öğretim görevlisi, çalışan ve öğrenciler) tam olarak yönetici belirleme ve atama şeklini benimsemiş değildir. Üniversitelerde yapılan eğilim yoklaması sonucuna göre atanan çoğu rektör öğretim üyelerinin %20'sinin desteğine bile sahip değildirler.

Üniversite gibi sürekliliği olan kurumların devir teslim öncesi mutlaka yöneticiler görev süresinden en azından 6 ay-1 yıl kadar önceden seçilmeli ve eski rektör ile çalışarak süreci tanımalı, performansını ortaya koyma becerisini gösterebilmedir. Hatta bir önceki rektörlerin üniversite yönetim kurullarında bulunması bu bağlamda yararlı olacaktır. Yönetim modelinin temelinde eski yöneticilerin de içinde olduğu bağımsız bir kurulun iç denetim yapma hakkı tanınmalıdır. Baştan aşağı bağımsız bilgi sunma özelliğine sahip olacak olan kurullar aracılığı ile ancak üniversite üniversite niteliği kazanır. Bilim kurumlarının yönetiminin seçim, tarafgirlik ve benzeri uygulamalardan uzak, bilimsel yeterlilik ve sürdürülebilirlik ilkesi ile yönetilmeli uygun olacaktır.

Üniversitenin Kendisini Yönetmesi Zorunlu

Platon "kendini yöneten dünyayı yönetir" diyor. Dünyayı yönetmeye talip olan üniversiteler kendilerini yönetemese ne topluma ne de çağa yön verebilir.

Seçim sistemlerinde, birinin tercihi değil; hak-hukuk esasında düşünebilme, üretebilme, eleştirebilme, katılma ve denetleme niteliğini merkeze alan demokrasidir. Yükseköğretim reformu da bu anlamda nitel bir reform olmalıdır.

Sorun üniversite üst yönetimini belirlemek değil, daha temelden üniversiteyi yönetmeye talip olan adayların üniversiteye ilk alınmalarında doğru seçimi yapmaktır. Üniversiteler akademisyenlerini doğru seçer, iyi yetiştirir ve liyakati ön planda tutarsa, eminim ki kendi bölüm başkanını, dekanını ve rektörünü de doğru seçecektir. Maalesef doğru bilim adamı seçemediğimiz için doğru üst yönetim seçiminde de zorlanmaktayız.

Demokrasi Hak Kavramına Dayanır, Seçim Bir Araçtır

Seçim Türkiye'de yalnızca oy vermek olarak algılanmaktadır. Örneğin herkes toplansa ve bir kişinin öldürülmesine karar verse bu, demokratik bir eylem olarak mı görülecektir? Elbette hayır! Çünkü demokrasinin birinci kuralı "hak" ve "eşitlik" kavramıdır; aynı yöntemlerin herkes için geçerli olmasıdır. Bilime, akademisyenliğe, öğrencisine, topluma ve insanlığa katkı sunma amacını taşımayan herhangi bir yönetim veya reform arayışı anti- demokratiktir.

Maalesef günümüzde anti-demokratik bir anlayışla reform tartışması yapılmaktadır. Demokrasinin basit bir seçim (çoğunluk rejimi) değil, azınlıklar da dahil hak edenin yükselebileceği bir rejim olduğunu kabul etmek zorundayız. Kaldı ki, demokrasilerde katılım sistemin sadece bir kısmıdır. Esas olan diğer kısım ise denetlemedir. Bunun için yurttaşın katılımı, özgürlüğü, kurulların özerkliği şarttır. Özerklik olmadan katılım ve denetleme, yani demokrasi olamaz!

Demokrasi yalnızca çoğunluk tarafından seçilmiş olmak değildir; başta Sayıştay ve mahkemeler olmak üzere tüm kamu ve sivil toplum örgütlerinin denetimine açık olmayı gerektirir. Bu gereklilik mevcut YÖK sisteminin en büyük zaaflarından birini oluşturmaktadır.

Seçilme ve Atama Kriterleri Yeniden Belirlenmelidir

Üniversitelerin birinci sorunu haline gelen rektör belirleme sisteminin zafiyeti üniversitelerde ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir. Bugünkü hali ile üniversitelerin yönetim anlayışı ve üst yönetimi belirleme şekli, mahalli idare şekline benzemektedir. Üniversite öğretim üyeleri tarafından belirlenen adayların birinci sırada olan dahi çoğu zaman çoğunluğu temsil etmedikleri de görülmektedir. 6 adayın YÖK'e isim bildirmesi nedeniyle çoğu üniversitede adayların aldığı oy dağılımına göre % 20-30 aralığında oy alarak birinci olan adayın üniversitenin tam desteğine sahip olmadığı görülmektedir. Mutlaka çoğunluğun güvenini ve desteğini alan adayların yönetici olması sağlanmalıdır. Bir defalığına iki dereceli seçim yararlı bir yöntem olabilir. Atanacak aday en az üniversitenin %50 sinden fazlasını arkasına almalıdır. Üniversite dışında adaylar gelişmiş üniversitelerde olduğu gibi ilan süreci ile dosyaları ve projeleri ile üniversiteyi ikna ederek seçime katılabilmelidir. Üniversitelerin tek adam hâkimiyet

Asıl olanın bilim adamlığı olduğu ilkesinden hareketle adayların yönetici hastalığına yakalanmaması için bir defalığına seçilmesi üniversite sağlığı için yararlı olmaktadır.

Bazı ülkelerde olduğu gibi rektörlük merkezi rektör ve yardımcı ekibi ile birlikte üniversiteyi paylaşarak yönetilebilir. Bu bağlamda üniversiteler kendi dışındaki kurumlara da model alacağı nitelikte nitel seçimler ve yönetim şekilleri geliştirmelidir.

Aday Belirleme Şekli Önemli

Mevcut hali ile genelde cesaret gösterip aday olan kişiler sürece üniversitede oy kullanma hakkı olan kişileri ziyaret etmesi ile başlar. Belirlenen günde her profesör doğal aday olduğu için kullanılan oyların dağılımında ilk altı sıraya giren adaylar YÖK'e rektör adayı olarak bildirilir.

Aday belirlenmesi sürecine çok adayla katılmak her zaman iyidir. Ancak adayların aday olma biçimi de önemli olmaktadır. Bu bağlamda kişilerin adaylığını açıklaması iyi, ancak esası yeni önerilerin ve üniversite politikalarının geliştirilebilmesi konusunda tabandan gelecek öneriler ile adayların belirlenmesi gerekir.

Bu bağlamda artık adayların tek tek adaylıklarını açıklaması yanında hatta belki de daha da önemlisi üniversite dinamiklerinin kendi içinde geliştirecekleri yöntemler ile ne aradıklarını belirleyebilirler. Asıl olanı üniversite, yönetim anlayışını belirleyerek buna uygun adayların kimler olabileceği konusunu gündeme getirmelidir. Ayrıca belirli ilkeler de netleştirilerek üniversitenin bilgisine sunulmalıdır. Böylece sözde değil de uygulanabilir ilkeler geliştirilmelidir.

Çoğunlukla oy kullananların örgütsüz olması veya yukarıda belirtildiği gibi rektör belirleme sürecindeki belirsizlik nedeniyle pasif kalmakta ve çoğunlukla sürecin dışında kalmayı tercih etmektedirler. Oylamaya katılanların çoğu bu şekildeki seçimde ehveni şer tercih etliklerini belirtmektedirler. Ülkemizde ziyaret ettiğim üniversitelerde ve aldığım yüzlerce e-postadan edindiğim izlenim, üniversite üst yönetimlerine nitelikli adayların sürecin belirsizliklerinden dolayı talip olmaktan kaçındıkları yönündedir.

Üniversite de Seçim Üniversiteyi Ayrıştırmaktadır

Prof. Dr. Osman Demircan, 5 Ekim 2007 tarihli CBT sayı 1072'de "Bir rektörlük seçiminin ardından" adlı yazısında, üniversitelerde rektör belirleme seçimin de yaşananları değerlendirdi. Sonuç olarak üniversite gibi bir entelektüel ortamda dedikodu, karalama, ortalıkta dolaşan isimsiz mailler, harcanan emek ve boşa giden zamanın önemini vurguluyor. Dr. Demircan üniversiteleri bu hengâmeden kurtarmak için bir şeyler yapılması gerektiğini belirtmektedir. Öneri olarak açık ilanla rektör aranmasını ve belirli kriterlerin getirilmesini önermektedir. Gerçekten sayın Demircan hocanın dediklerine katılmamak elde değil. YÖK'ün kuruluşu ve sonrasında yapılan Rektör belirleme ve atama sürecinin akademik dünyanın yapısına uygun olmayan şekli maalesef bugün üniversitelere büyük zarar vermiş, yaratılan ayrışmalarla iyice içinden çıkılamaz bir duruma gelmiştir.

Ne yazık ki yaşananlardan, seçim sürecinde adayların ister istemez yandaşlarını seçimi kazanan adayın atanması veya atanmaması durumunda kendisini desteklemeyen veya destekleyen öğretim üyelerine karşı olan muhtemel tutumu öğretim üyelerini kaygılandırmakta, çalışma barışını tehdit edebilecek duruma kadar gelebilmektedir. Üniversitelerde yapılan seçimlerin üniversiteleri kamplaştırdığı, verimini düşürdüğü ve kendi içinde çalışılamaz duruma geldiği açıktır.

Üniversiteler Üst Yönetimlerini Kendileri İç Dinamikleri İle Belirlemeli

Doğal olarak her seçim öncesi herkesin kafasında nasıl bir aday uygun olur sorusu bulunmaktadır. Fakat bunu harekete geçirecek ortak aklı kullanarak, üniversitelerin yönetim anlayışını siyasi partilerin hizmet yarışı anlayışından çıkaracak sürece getirmek gerekir. Üniversitelerin üst yönetimlerinin belirlenmesi süreci bir hizmet yarışı süreci olmakla beraber, tansiyonların yükseldiği ancak tam bir seçim de olmadığı için sonuçta üniversitelerin iç enerjilerinin olumsuz yönde heba olmasına neden olmaktadır. Bugüne kadar yaşananlardan da bazı dersler çıkarılarak geleceğe yönelik bazı mekanizmaların da oluşması gerekir.

Maalesef bugüne kadar çok büyük vaatler ile yönetime gelen yöneticiler, ilk günden gelecek seferin hesabını yapmaya ve ne yazık ki ona göre de ödünler vermeye başladıkları en sık konuşulan konuların başında gelmektedir. Bundan mutlaka kurulmak için herkesin üzerinde anlaşabileceği objektif yöntemlerin bulunması için çalışmalar yapılmalıdır.

Ne Yapılabilir?

Yeni bir özerk yüksek öğretim yasasının çıkarılması ve üniversitenin bilimsel yeterlilik ve nitelik esasına dayalı yöneticilerini belirlemesi gerekiyor. Ancak, kısa sürede böyle bir yasanın gündemde olmamamsı nedeniyle acilen üniversitelerin kendi sistemlerini ortaya koymaları gerekir. Bunun için öncelikli üniversitenin ne istediğini veya yaşananlardan ders çıkararak neyi istemediğini net olarak bilmesi gerekir. Ne yazık ki rektör atanması konusunda net olmayan atama kriterleri ve kamuoyunda oluşan siyasetin müdahale ettiği algısı bir çok insanın, özellikle de beklentisi olanların düşüncelerini açıklamaktan uzak tutuyor. Her şeye rağmen toplumun üniversitelerden beklediği ülkenin sorunları konusunda üniversitelerin sessiz kalmamasıdır. Üniversitelerin küçük çıkarları için değil, ülke yararına kendilerine yüklenen sorumluluk bilinci ile davranarak en azından kendi yönetimlerini kendilerinin belirlemesi konusunda bilimsel yöntem ve model önermeleri beklenilmektedir.

Öncelikle üniversitelerin;

1. Nasıl bir üniversite istiyoruz sorusunu sormamız ve kafamızın berrak olması gerekir. Veya nasıl bir rektör istiyoruz? Tersinden, yaşanan tecrübe ile nasıl bir rektör istemiyoruz sorularının net olarak kendimize sormamız gerekiyor. Bu soruların sürekli sorulduğu ortamlarda sağlıklı adayların çıkacağı beklenilmektedir.

2. Aradığımız üniversiteyi yönetecek rektörde ne tür özellikler olmalı?

3. Bu niteliklere uygun adaylar nasıl belirlenir?

4. Üniversite iç enerjisini tüketmeden nasıl seçime hazırlanır? Sorularını sorarak kendi içinde beyin fırtınası yaratabilir. Örneğin özerk üniversitenin birinci koşulu olan ve Afrika ülkelerinde bile uygulanan öğrenci ve diğer çalışanların eğilimi ve ne düşündüğü küçük anket çalışması ile sağlanabilir. Üniversite yasada olmamasına karşın, demokratik davranarak gayrı resmi olarak öğrenci, asistan ve çalışanların nabzı bir şekilde tutulabilir.

5. Üniversiteye yakışır, zekâsı, karakteri, insani nitelikleri, yönetme becerisi, üniversitelilik bilinci, projeleri, niteliği olan adayların kendilerini ve projelerini üniversite kamuoyuna açıklayabilmesi için kendilerine fırsat sağlanabilir.

Üniversite yönetimlerinin süreklilik içinde eski ve yeni yönetimlerinin birlikte çalışarak yönetimi devrettikleri ve kurulların çalıştığını ve tek adam hegomanyasının olmadığını göstererek diğer kurumlar içinde model gösterebilirler.

Üniversitelerin en azından kendi kendilerini yönetme konusunda bilimsel bilgi ve araştırmaya dayalı, liyakate önem vererek ve ön yargılardan arınmış düşünce oluşturarak topluma kendi kendilerini yönettiklerini göstermeleri gerekir.

Gerekirse iki veya daha fazla ön seçimle en azından üniversitenin % 50'sinin takdirini alan adayların önceden belirlenmesi sağlanabilir. Böylece üniversitelerin kendi içinde ağırlıklı olarak arkasında durabilecekleri bir adayını YÖK'e bildirebilir. Böyle bir durumda YÖK veya cumhurbaşkanlığının da daha düşük oy alan bir adayın atanması yerine üniversitenin tercihine değer vereceği, hatta YÖK veya cumhurbaşkanlığının da elini güçlendirecektir.

Kamu üniversitelerinin kendi yöneticilerinin çok önceden belirlemesi ve eski yöneticiler ile yeni yöneticilerin birlikte çalışması için üniversitelerin kendi modellerini geliştirmesi gerekir.

Mütevelli heyeti modeli kamu üniversiteleri için bu bağlamda tartışmalı ve çok zor görülüyor. Mutlak Üniversite eğilim yoklaması, YÖK değerlendirmesi ve Cumhurbaşkanı ataması için ölçütler geliştirilmeli ve belirlenen ölçütlerin liyakate ve niteliğe dayalı uygulanması da önerilebilir.

Kamu Üniversitelerinin En Ciddi Sorunu İç Denetimin Mekanizmalarının Olmamasıdır

Üniversite yöneticilerinin seçimi ve atanması kadar denetlenmesi de önemlidir. Yöneticilerin seçilmesi kadar nasıl denetlendiği ve görevini yerine getiremeyen yöneticilerin gerektiğinde yine ölçütlere göre görevden el çektirilmesi de gelecek açısından şimdiden düşünülmesi gerekir. Sanırım şu anda kamu üniversitelerinin bir diğer sorunu da rektörlerin tek başına yönetimi ve buna karşı üniversite bileşenlerinin yönetimlere etki edecek denetim mekanizmalarının olmamasıdır. Üniversitelerin sağlıklı yönetimi için iç denetim mekanizması şart.

Yazar: Prof. Dr. Ibrahim ORTAS, Çukurova Üniversitesi, iortas@cu.edu.tr

Fakülte ve Dekanin Sorumluluklari

Mevcut 2547 sayili YÖK yasasi Fakülteyi; Yüksek düzeyde egitim - ögretim, bilimsel arastirma ve yayin yapan; kendisine birimler baglanabilen bir yüksekögretim kurumudur. Benzer disiplindeki bölümlerin koordinasyonunu saglayan fakülteler üniversitelerin en güçlü birimleridirler. Üniversitelerin tüzel kisilige sahip akademik birimlerin basinda Fakülteler gelmektedir. En azinda 1750 sayili yasada güçlü fakülteler kendi özerk yapilarini rektöre karsida kullanabiliyorlardi. Dekan ise, fakülteyi olusturan bölümler arasindaki koordinasyonu saglamak, fakülteyi disariya karsi temsil etmek ve gerektiginde savunmak, fakülteye iyi eleman kazandirmak, mali desek ve bagis toplamak ile ilgili konulardan sorumludur.

YÖK Yasasi Fakültelerin Tüzel Kisiligini Zayiflatmistir

Bir çok ülkede dekanliklar, rektörlüge bagli birimler olmakla beraber kendi tüzel kisilikleri de bulunmakta ve rektörlük ile koordineli olarak islevlerini yürütmektedirler. Ancak bizim sistemimizden farkli olarak daha bagimsiz olarak da hareket edebilmektedirler. Dekanlik denilince akla Henry Rosovskynin TÜBITAK yayinlarinda çikan Üniversite Bir Dekan Anlatiyor kitabi gelir. Yöneticilerin okumasinda fayda görülen kitapta yazarin Akademik Yöneticiler için Yarali Öneriler kismi geçekten ögretici. Harvardda dekanlik yaparken yasadiklari ve gülük is trafigi dikkate alindiginda dekanligin ne denli bagimsiz bir kurum olarak islev gördügü anlasiliyor. Dekan ve Rektörle istisare ederek fakültenin faaliyetlerini yürütmektedir. Herk kurumun bölümlerden baslamak üzere dekanliga kadar önceden belirlenmis bir bütçesi ve çalisma takvimi bulunmaktadir. Akademik kadro ilanlari ve projeler çogunlukla dekanlik tarafindan yürütülmektedir. Dekan karar vermede çogunlukla tüzel kisilige bagli olarak bagimsizdir. Henry Rosovskynin kitabinda da anlasildigi gibi gelismis üniversitelerde sorunlar (görevlendirmeler vs.) genelde bölümlerde çözüldügü için (bölümler bir çok sorunu kendi bünyesinde çözmektedirler) dekanliga/rektörlüge fazla is düsmez ve dekanlik bir bakima bilim politikalari üreten, arastirmalari koordine eden bir üst birim olarak algilanir. Herhangi bir batili üniversitede bizdeki gibi yurtdisina çikmak için 40 gün önceden izin istemek ve bu iznin silsile yolu ile YÖKe kadar gitmesi ve alinan izin ile yurtdisina çikilmasi gibi bir olay hiç yasanmaz. En küçük satin almalar yine rektörlügün iznine tabi oldugu veya dekanliklarin yetkilerinin çogunu rektörlükler üstlendigi için dekanlara çok fazla is düsmemektedir. Mevcut hali ile Fakülteler idari olarak bazi düzenlemeleri yapabilmektedirler. Dekanliklarin yapmasi gereken akademik kadrolarin belirlenmesi bile rektörlükler tarafindan yapilmaktadir. Fakültelerin akademik kadrosunun en alt basamagini olusturan Arastirma Görevlileri rektörlükler tarafindan belirlenmekte. Mali olarak kendi kaynaklarini yaratmanin disinda merkezi bütçeden sinirli kaynak geldigi için istenilen ölçüde esneklik de olmamaktadir.

Dekan Belirleme Sekil ve Beklentiler

Üniversitelerin güçlü organlari olan fakültelerin bilimsel yönetimi ve sürdürülebilirligi sürekli tartisma konusu olmaktadir. 2547 sayili YÖK yasasinin Madde 16da dekan belirleme sekli (Degisik: 14/4/1982 - 2653/2 md.) Atanmasi: Fakültenin ve birimlerinin temsilcisi olan dekan, rektörün önerecegi, üniversite içinden veya disindan üç profesör arasindan Yüksekögretim Kurulunca üç yil süre ile seçilir ve normal usul ile atanir denilmektedir. 2547 sayili YÖK yasasindan kaynaklanan ve halen üniversitelerimin özerk kurumlar olmasi önündeki yasal sinirlamalara ragmen üniversitelerde olusan bazi egilim ve gelenekler üniversiteleri günümüze kadar tasimislardir. "Üniversiteleri üniversite yapan gelenekleridir" anlayisi ile üniversitemizin kendine yakisir agirlikta kendi iç dinamikleri ile kurumsal yapilandirmasini tamamlamalaridir. Bu geleneklerden biri de fakülte dekanlarinin belirlenmesinde fakülte ögretim üyelerinin egilimine uygun davranilmasidir. Yasal olarak dekan adaylarinin belirlenmesi için herhangi bir seçim ibaresi olmamamsina ragmen ön yoklama yapmak içinde bir engel de yoktur.

Türkiye'de Genel Yaklasim Egilim Yoklamasi Seklindedir

Ülkemizde süregelen anlayis yerlesik fakültelerde rektör egilim yoklamasi ile dekanin mesrutiyetini tabana dayanilarak dogrudan sorumluluk almak yerine bir bakima demokratik davranarak sorumlulugu tabanin oluruna birakmaktadir. Üniversiteler tarafindan daha iyi bir ölçüt ortaya koyulamadigina göre, simdilik her bilim insanin kendi kararini verecek yetkinlikte oldugu gerçeginden hareketle ögretim üyelerinin iradesine saygi duyulmasi bir çok yönden önemlidir. Dekanlik seçimi mevcut yasada olmamasina karsin, bazi üniversitelerde Rektörler demokratik olma adina gayri resmi olarak ön yoklama yaparak YÖKe üç aday ismi bildirmektedirler. YÖK de genellikle üniversitenin görüsüne uygun olarak atama yapar. Bazi üniversitelerde de rektörler ön yoklamayi dikkate alamdan yasanin kendilerine verdigi yetkiye dayanarak kendi çalismak istedikleri çalisma arkadaslarini atamak için listenin ilk sirasinda YÖKe isimlerini iletmektedirler. Dogal olarak bu durum berberinde istenmeyen tartismalar ve problemler olusturmaktadir. Maalesef üniversitelerimizde dekanlik yönetim organlarinin belirlenmesinde günümüze kadar yasanan bazi gelismeler kurumlari güçlendirmemis, tam tersine olumsuz yönde zayiflatmistir.

Fakültenin Taleplerinin Dikkate Alinmasi Yarli Olacaktir

Halen ülkemizde arzulanan bir mekanizma olmadigi için dekan adayinin belirlenmesi mevcut egilim yoklamasi ile açik ve herkesin benimseyecegi bir sekilde gerçeklesmesi bir çok yönden yararli olmaktadir. Bu anlayisla bilerek ve isteyerek egilim yoklamasina katilacak adaylarin sonuçlari olgunlukla karsilamasi ve kabullenmesi yaninda üniversite üst yönetiminin egilim yoklamasinin sonuçlarina saygi duymasi ve ögretim üyelerinin karalarina uygun aday isimlerini YÖKe atanmak üzere bildirmesi üniversitemizin sayginligini her düzeyde güçlü kilacaktir. Üniversite içinde saglikli bir isleyisin sürülmesi için küçük fakültelerde de yine fakültenin tabaninin talebinin dikkate alinmasi yine yarali olacaktir. Diger taraftan gelisimini henüz tamamlamamis fakültelerde de öncelikle ayni fakültenin kadrosunda olan profesörler arasindan liyakati ve yönetim becerisi olan bir ögretim üyesinin Fakültenin de rizasi dogrultusunda Rektör tarafindan YÖKe atanmak üzere bildirilmesi yine üniversitemizin saglikli iç gelisimini ve verimliliginin devamliligi için önemlidir.

Dekan Atamasinda YÖK Devreden Çiksin

YÖKün hazirladigi strateji raporunda, fakülte yönetim kurulunda ögrencilerin katilimina da önem veriyor. Çogunlukla rapor, ögrencilerin görüslerinin alinmasi için, düzenli olarak ders degerlendirme anketleri yapilmasini öne dürerek ögrencilerin katilimini istemektedir. YÖK strateji raporu Dekanin belirlenmesinde daha katilimci bir yönetim modelinin yarali olacagina dikkat çekmektedir. Raporda, fakültelerin kurulus tarihine ve ögretim üyesi sayisina göre iki farkli model düsünülebilecegi belirtiyor. Yerlesik ve yeteli sayida ögretim üyesi buluna fakültelerde dekan ögretim üyelerince seçilebilir ve seçimde oylarin yüzde 50sini asma kosulu getirerek, en geç üçüncü turda seçimin yapilmasi ve YÖKün devreden çikmasini önermektedir. Görece yeni ve yeteli ögretim üyesi bulunmayan fakültelerde ise, dekani senatonun belirlemesi düsünülebilir denilmektedir. YÖK raporu dekanlarin görev süresi üçer yillik iki dönemle sinirlandirmasi ve Dekanlarin da rektörler gibi dönem ortasi raporu sunmalari ve çalismalarda saydamlik ve hesap verebilirlik ilkelerine uyulmasi önemli yarar saglayacaktir önerisini getirmesidir.

Dünyada Dekan Atanmasi Konusunda Degisik Modeller Bulunmaktadir.Bu baglamda gelismis ülkelerde dekanlik önemli ve dekanin belirlenmesinde Rektörlük ve Bölüm baskanliginin belirlenmesinde oldugu gibi arama süreci ile dünyanin herhangi bir ülkesinden herkese açik ilanla saglanmaktadir. Degisik ülkelerin üniversitelerinde dekanlik için verilen uluslararasi ilanlarda çogunlukla iyi bilim adami, iyi ders verme yaninda, projeleri koordine edebilme yetenegi ve yönetim becerileri özellikli olarak dikkate alinmaktadir. Temel bilim politikalarinin koordine edildigi fakültelerde sürecin saglikli yürümesinde yönetim organizasyonunun rolü büyüktür. Finlandiya, Yunanistan, Fransa, Almanya, Isviçre ve Japonya da dekanin görevleri sinirli ancak yönetim kurullarinin yetkileri önemsenmekte ve bir yatay yönetimi modeli öngörmektedir. Ingiltere, Avustralya, Hollanda v.b. ülkelerde çogunlukla Rektör tarafindan atanan Dekan kendi birimlerinde idari ve mali yönetimi yönünden tam yetki, ancak ilgili akademik kurullari ise akademik yönetimi üstlenmektedir. Dogrudan ilan ile dekan aranmasi modeli de bazi Avrupa ülkelerinde uygulana modele, dogrudan amaca uygun is ilani verilmektedir. Kosullari tasiyan adaylar üniversiteye bas dosalari ile basvurmakta, bazi ülkelerde üniversite yönetimi dogrudan uygun adayi atamakta bazi ülkelerde ise fakülte ayrica adaylari oylamaktadir. Dogal olarak ögrenci ve çalisanlar ve diger yardimci ögretim üyeleri de oylamaya agirliklari oranda katilmaktadir. Yunanistanda ögrenci ve çalisanlarda yönetim için oy kullanmaktadir. Geçen yil konferans vermek üzere gittigim Dogu Akdeniz Üniversitesi dekan arayisi ilanini bilginize sunuyorum.

Özet olarak Fakültenin dekanin nasil belirlenecegi ve atanacagi sürekli tartisma konusu olmustur. YÖKün devreden çikmasi, hesap verilebilirlik ilkesine uygun bir yönetim anlayisinin olusmasi artik kaçinilmaz olmustur. Fakültelerin egilimin dikkate alinmamasi gittikçe tepki çekmekte oldugu görülüyor. Bu durum fakültelerin bagimsiz çalisma verimliligini düsürecektir. Mevcut YÖK yasasinin atama yöntemi tatmin edici ve tabanin sesini dikkate almadigi için ayrica tartisma konusu olmaktadir. Bilimsel liyakati ve yönetim yeterliligi olan, ögretim üyesi, ögretim görevlisi ve ögrencilerin belirli oranlarda oylayarak benimseyecegi bir yöntem yaninda, Fakültenin liyakate dayali belirledigi birkaç isim üniversitenin genis senatosu tarafindan atanabilir yöntemi uygulanabilir. Önemli olan tabandin destegini almis nitelikli bilim insani ile kurumu gelecege tasiyacak yöntemi gelistirmek ve uygulamaktir. Ülkemizin bunu yapacak kapasitede ve terlilikte olduguna inaniyorum. Bu ilanlardan en çarpici olani ise Kibris'taki Dogu Akdeniz Üniversitesi Rektörlügünün Mühendislik Fakültesine Dekan arayan asagidaki ilandaki kriterlerdir.

Dogu Akdeniz Üniversitesi Rektörlügünden

Münhal Duyurusu

Üniversitemiz Mühendislik Fakültesi Dekanligi için üniversite içinden ve üniversite disindan basvuru kabul edilmektedir.

Adaylarda aranan nitelikler:

- En az Doçent veya Profesör olmak,

- Bir üniversitede en az 3 yil tam zamanli statüde ögretim üyesi veya egitim yöneticisi olarak çalismis olmak,

- Misafir kadroda bulunmamak ve ADEK kriterlerini saglamis olmak,

- Pek iyi derecede Ingilizce bilmek, (ikinci yabanci dil bilmek tercih sebebidir.)

- Yüksekögretim amaç, ilke ve sistemleri hakkinda genis bilgi ve deneyim sahibi olmak,

Yukarida belirtilen niteliklere sahip adaylarin basvurularini 31.01.2008 Persembe günü mesai bitimine kadar detayli özgeçmisleri ile birlikte DAÜ Akademik Islerden Sorumlu Rektör Yardimciligina yapmalari gerekmektedir.

Degerlendirme Süreci:

- 01.02.2008 Mühendislik Fakültesi, Fakülte Kurulunun basvurulari degerlendirip uygun adaylari belirlemesi

- 04.02.2008 Adaylarin duyurulmasi

- 11.02.2008 Adaylarin fakülte ögretim üye ve ögretim elemanlarina sunum gerçeklestirmesi

- 13.02.2008 Elektronik ortamda portal üzerinden tüm tam zamanli fakülte ögretim üyeleri ile ögretim elemanlarinin oy kullanabilecegi seçim yapilmasi

Oylama sonucunda %51 veya üzeri oy alan aday çikmamasi halinde:

- 14.02.2008 En yüksek oy alan iki aday arasinda ikinci tur seçim yapilamasi,

Ikinci tur oylama sonucunda %51 veya üzeri oy alan aday çikmamasi halinde:

- 15.02.2008 Ikinci tur oylamaya katilan iki aday arasinda üçüncü tur seçim yapilmasi

Üçüncü tur oylama sonucunda da %51 veya üzeri oy alan aday çikmamasi halinde ileriki bir tarihte seçim sürecinin yenilenecektir.

Akademik Islerden Sorumlu Rektör Yardimciligi



Bölüm Baskanligi Seçimi, Üniversitelerde Seçim Sistemleri-4

Prof. Dr. Ibrahim ORTAS, iortas@cu.edu.tr

Üniversitelerin temel bilim birimleri olan ana bilim dali ve bölümlerin islev ve yönetimleri dogrudan üniversitelerin verimliligine etki etmektedir. En alt birimlerin güçlü ve etkin olmasi, kendi iç dinamiklerini yetkili ve sorumluluk bilinci içinde yönetmeleri durumunda asagidan yukariya dogru olan katilimci yapiyi güçlendirecektir. Mevcut YÖK yasasinda bölümlerin islev ve yönetimleri üst kurumlar tarafindan belirlenmesi yaninda mali yönden islevsiz olmalari nedeniyle ciddi sorunlar yasanmaktadir. Bilimsel çalismalar esasinda bölümlerde yürütüldügü için bölümlerin dogrudan bütçelerini yapabilmeleri, ögretim üyelerinin belirli bir düzeye kadar kendi sabit bütçelerinin olmasi, bilimsel çalismalarin momentumunu ve hevesini yükseltecektir. Bilimin esas motorunu olusturan bölümlerin kendi içinde özerk olmasi, kendi kendini maddi ve idari yönden idare edebilmeleri bilimsel düzeyimizin yükselmesine ciddi katkida bulunacaktir.

Gelecegi Planlamak

Genelde bati üniversitelerinde bilimin motoru bölüm baskanlaridir. Büyük projeler alirlar, her ögretim yilinda bölümünün gelecegine iliskin öngörülerini ortaya koyarlar. Ancak dogal olarak üniversitelerin makro bilim politikalarina karsin bölümlerin bilim politikalarinin olusturulmasi için akademik kurullarin etkin çalismasi gerekir. Batidaki bölümler kendilerini sürekli yeniledikleri için dinamik yapilarini koruyabilmektedir. Üniversitenin bilim politikasina uygun olarak uzun ve orta vadeli bilimsel plan ve stratejileri gelistirerek üst birimler ile paylasmaktadirlar. Örnegin 1998 yilinda Florida Üniversitesi Toprak Bölümü Baskaninin tüm çalisanlara ve ögrencilere 2010 yilinin projeksiyonunu sunusuna tanik oldum.

Bu baglamda bölümlerin temel ve uzun süreçli bilim politikalari olusturmalari için bilimsel bakimdan güçlü yöneticilerce yönetilmeleri zorunludur. Bati üniversitelerinde yapilanma asagidan yukariya dogru olusturuldugu için dekan/rektör esgüdüm görevi üstlenmektedir. Tabii bölüm baskani özdenetim, akademik basari ve hesap verebilirlik ölçütlerine göre belirlendigi ve akademik eleman aliminda söz sahibi tek kisi olmadigi için bölümde gerçekten bilim yapacak nitelikte ögretim üyeleri bulunmaktadir. Nitelikli, sorumlu bilim insanlarinin toplandigi birimlerde dogal olarak bölüm baskanin isi bir nebze olsun kolay olmaktadir.

Bölüm Baskanligi Belirlenmesi

Üniversitelerimizde genelde YÖK yasasina uygun olarak Anabilim dali baskani ögretim üyeleri tarafindan belirlenmektedir, Anabilim dali baskanlarinin önerisi ile Dekan Bölüm Baskani atamaktadir. Mevcut yasada tek seçim Ana bilim dali baskanlari için uygulanmaktadir. Aslinda çogu zaman insan dogasinin geregi daha çok insanin bir birine yakin oldugu ortamlarda seçimin yapilmasi istenmeyen sonuçlari da dogurmaktadir. Bazen de bu tür zorlamalar nedeniyle daha fazla tatsizlik olmasin diye yasaya uygun olarak bölümlerde süreç sirayla veya isteyenler arasinda dönüsümlü yürütülerek düzen saglanmaya çalisilmaktadir. Ancak hiçbir bilimsel ve yönetim liyakati aranmamaktadir. Yalnizca ögretim üyelerinin begenisini kazanmak yetiyor.

Gelismis Üniversitelerde Durum Nasil?

Gelismis üniversitelerde bölüm baskani degisik yöntemler ile belirlenmektedir.

Batida bizdeki gibi bölüm baskanligi seçimi ve ondan sonra yasanan bildik manzaralar olusmuyor. Seçilen bölüm baskani bölümünün verimliligini artirmayi amaçlar. Sistem basari ölçütleri üzerine isledigi için bölüm baskanligi, akademik faaliyetleri yavaslatan idari bir yük de getirdigi için kisiler bölüm baskani olmak için degil, olmamak için çalisirlar. Bazi birimlerde sira ile bölüm baskanligi yürütüldügü için insanlar kendi siralari geldigi zaman kaçmaya çalisirlar. Bilindigi gibi asil olan ögretim üyeligi ve akademik verimliliktir.

1. Çogu ülkede bölüm baskani açik ilanla dünyanin hangi ülkesinde olursa olsun bilimsel performansina dayali bilim dosyasi ve akademisyenlere yönelik projesini açiklama ve deneme dersi sonucuna göre ögrenci, çalisanlar ve ögretim üyelerinin oyu ile belirlenir.

2. Bazi ülkelerde bölüm baskanligi angarya olarak görüldügü için sira ile kisa süreligine yapilir.

3. Almanya ve bazi Avrupa ülkelerinde süreli bölüm baskani yine rekabete dayali olarak yapilan degerlendirme sistemi sonucu üniversite ile yapilan pazarlik sonucu belirlenir.

Genelde seçimde adaylarin bilimsel nitelikleri ile gelecege yönelik akademik vizyonu en belirleyici etmendir. Bir yil önceden bölüm, bütün dünyaya bölüm baskanligi adaylari için ilan verir ve adaylarin bilimsel dosyalari istenir. Adaylarin dosyalari incelenir, bunlardan 2 veya 3 aday üzerinde yogunlasiliyor ve adaylar ile bölümde toplanti yapilir. Bölüm baskani atanmasinda çogunlukla yari resmi mülakat yapilir. Adaylar bölümü nasil yöneteceklerini, ileriye yönelik neler yapacaklarini, bunlari yapmak için ne istediklerini açiklarlar. Bir çok ülkede her dönemin sonunda bölüm baskanlari kendiliginden bölüme ve bir üstlerine karsi hesap vermek zorunlulugu da bulunmaktadir.

Sistem Temelden Iyi Bilim Insanina Baglidir

Sorun temelde bölüm baskani seçimi olan profesörlük atanmasinda kritik davranilmakta ki profesör atanmasinda usul olarak bölümün görüsü yaninda asistan ve ögrencilerin de görüsü aranir. Bölüm baskani için belirli günde jüri önünde adaylarin kendi programlarini anlatirilar. Programa davet edilen kisiler içinden ögrenci, bölüm sekreteri, asistanlar, ögretim üyeleri oy kullanarak seçilir. Rektör de atamayi yapar. Almanya'da bölüm baskani siki ölçütler ile atanir ve görev süresinin sonuna kadar da kalabilmektedir. Ancak gelismis üniversitelerin basarilarinin altindaki en önemli ölçü objektif bilim insani seçimi ve buna bagli olarak saglanan bilimsel basaridir.

Seçilen bilim insani ve Bölüm baskani öz güvenle bölümü yönetir. Ingiltere'deki Reading üniversitesi Toprak Bölümü baskanligina çok sayida degisik ülkelerden gelen bilim adamlari arasinda ölçütleri en iyi saglayan bir Avustralya kökenli profesör atandi. Benzer sekilde bizden daha siki olan Ingiltere'nin, Almanyanin ve Fransanin bir çok üniversitesinde bölümlerin baskanlari degisik uluslardan bilimsel dosyalarindaki basarilari ve rekabete dayali olarak atanabilmektedirler. Tabii hesap da verebilmektedirler. Amerikada tam bir pragmatik anlayisla ve beyin transferi nedeniyle din, dil, renk ayrimi yapmadan basari kistasi esas alinmaktadir. Benim bildigim çok degerli bir çok Türk vatandasi bilim insani Almanya, Isveç, Amerikada basarili bölüm baskanligi yapiyorlar. Tabii bu ülkelerde basarili olmak ve birimi bilimsel olarak ileri tasimak birinci gelen kosul oldugu için kimse ulusal degerlerinin kaybolmasi kaygisina düsmemektedir. Çünkü sistem bilim yapma ve bilgi üretme ekseninde basariya dayali olarak isletilmektedir. Dünyaya biliminden meydana gelen gelismelerden kopmamak için bölüm baskani da, dekan da rektörde büyük bir rekabet içinde çalismaktadirlar. Basarisiz olan ise bir dakika yerinde duramaz.

Ne yapilabilir

Sorun bir bütün oldugu için bölüm baskani, dekan, rektör belirlenmesi süreci içinde degerlendirmek gerekir. Degisik modeller var. Ancak bilim yapan en alt birimleri olan anabilim dalari ve bölümlerde bilimsel yeterlilik, liyakat ve tercih edilebilirlik ilkeleri bir arada düsünülebilir. Mutlaka bilimsel basariya dayali belirlenmis temel ilkelerin olmasi bölümlerin uluslararasi düzeyde rekabet edebilmesi bakiminda önemlidir. Yoksa su veya bu sekle bölümün oyunu alarak sürekli birimlerin basinda olmak bölümleri yerellestirir ve bilimimizi evrensel ölçege tasiyamayiz.

Önümüzdeki haftalarda dekanlik ve rektörlük seçim modelleri konusunda dünyadaki örnekleri ile devam edecegiz.

Ögretim Üyesi ya da Bilim Insani Kimdir?
İbrahim Ortas - ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ

Stephan Zweig, “Bilimde körlük yanilgi degil, ‘korkaklik’dir.” der. Bilim adaminin korkaklarla, ürkeklerle isi ya da saygidan ötürü gerçegi görmemeye hakki yoktur.

Bilim adami;

• Evrensel düsünen kisidir,

• Objektiftir,

• Ahlaki sorumlulugu yüksek olan kisidir,

• Aydinlanmis kisidir,

• Öngörüsü yüksek olan kisidir.

Hoca Sorumlulugu

Ögretim üyesi hepimizin kabul edecegi gibi; aydinlanmis, genis bilgili, görgülü, ufku genis, toplumun gelisme dinamiklerini yaratan, topluma öncülük eden ve o toplumun beyin takimini olusturan kisidir. Ögretim üyesinin üç temel görevi bulunmaktadir:

1) Egitim ve ögretim,

2) Bilimsel arastirma,

3) Bulundugu cografyadaki toplumun bilinçlenmesini saglamak.

Bilim insaninin her seyden önce kendi çalisma konusunu tam ve etrafli olarak biliyor olmasi gerekir. Ondan sonra da toplumsal sorunlarla ilgilenmesi gerekir. Bu anlamda yetismis aydin kimlikli bilim adami veya ögretim üyesi; içinde yasadigi toplumun veya daha genis anlamda dünyanin sorunlarini izlemek, tahlil etmek ve bilimsel bakis açisi içerisinde kendi görüslerini olusturmak durumundadir.

Ögretim üyesi bir de sosyal bilimci ise bu sorumlulugu daha da artmakta ve görüsleri ile çevresini aydinlatma, sorun çözme zorunlulugunda ve sorumlulugunda olmaktadir. Bu bakimdan hoca sorumlulugu agir ve vicdani bir sorumluluktur. Bilim insani ve ögretim üyesi bu baglamda hiçbir grubun veya kurumun çikari içinde olmadan, bilgi birikiminin kendisine sagladigi objektif düsüncelerini özgür iradesi ile ortaya koymak durumundadir. Bugün gelismis toplumlarin gelismislik degerleri, bu tür düsünen aydinlarin farkli düsünme ve yaratilari sonucu bugünkü düzeylerine gelmislerdir. Bir tarimci olarak; basta “Ülkemiz tarim politikasi nedir, küresellesmenin tarim üzerindeki etkileri nelerdir, tarima dayali olarak artan çevre kirliligi ne boyuttadir, bunun insan sagligi üzerindeki etkileri nelerdir, artan dünya nüfusuna bagli olarak besin zincirinin güvencesi için alternatif yaklasimlar ve yeni gelismeler neler olmalidir?” gibi sorulara cevap vermez ve görüs olusturamazsam, o zaman bir lise hocasindan farkim kalmaz. Bu bilgiden yoksun yetistirilen üniversite mezunu da, olus ve olaylara bütünsel bakma sansina sahip olmayacaktir. Bu baglamda, üniversite ögretim üyeleri birer yasam misyonerleri olarak çevresini aydinlatmakla kendi kendisini görevlendirmis, yenilikler yaratma pesinde olan birer Sokrates olmak zorundadirlar. Aksi takdirde bizler, mekteplesmis ileri lisenin birer memuru olmaz miyiz?

Bu Topraklarda Neden Hoca Yetismez?

Celal Sengör, “Neden Newton ve Albert Einstein Çin'de ya da Türkiye'de dogmaz?” diye sordugu yazisinda, hakli olarak, ülkemizde bu anlamda çok az sayida bilim ortaminin ve insaninin oldugunu belirtmektedir. Bu anlamda ögretim üyesi kendi konusunda yetkin oldugu gibi, toplumsal ve sosyal konularda da genis bir birikime sahip kisidir. Bilim ortami, tartismalarin ve iç dinamiklerin yüksek düzeyde oldugu yerdir. Oxford, Chambridge, Paris, Pisa, Roma, Harvard, Heidelberg gibi üniversiteler, bagimsiz düsünebilen ve görüslerini her platformda açiklayabilen hocalarin varligi sonucu bugün ünlü üniversiteler sinifina girmektedirler. Bu üniversitelerin temel özelligi; özerk ve özgürlükler ortaminda nitelikli düsünce üreten birçok aykiri bilim adamina kapilarini açik tutmalaridir. Yoksa güzel, tarihi binalari var diye kimse bu kurumlara itibar etmemektedir. YÖK ile birlikte üniversitelerimiz, üniversite (evrensel anlamda fikirlerin olustugu ve tartisildigi ortam) kavramini bilmeden, dikensiz gül bahçesi olarak görülmek istenmektedir. Bilginin sinirlari astigi bilgi toplumunda, acaba tek dogrunun ne kadar itibari kalmistir?

O Zaman Üniversite Nedir?

Eflatun ve Aristo’nun hiçbir politik ve dini baski unsuru olmadan ögrencileri ile felsefi tartisma yarattiklari ortamdan esinlenerek, günümüze kadar evrensel ölçekte bagimsiz ve tüzel kisilige sahip kurumlar olarak “universitas” üniversite adini almislardir. Üniversiteler, felsefi tartisma ortaminda akil sürecini duygusal sürecin önüne alarak, kisilerin olaylari görerek ve tartisarak farkina varilabilirligini saglayan ortamlardir. Üniversiteler, adi üstünde evrensel kurumlar olup geçmisten günümüze otoriteden bagimsiz olarak bilgi üretmek ve yaymak konusunda çetin bir mücadeleden geçerek ve halen de bunun içinde olarak bugünlere kadar geldiler. Batidaki köklü üniversiteler bu mücadelede bir adim öne geçmelerine karsin, onlar da mali yönden bagimli olmalari nedeniyle yönetimlerinde dogal olarak parayi veren güç tarafindan kontrol edilmek istenmektedirler. Üniversiteler bu baglamda hep otoriteye karsin, özgür tartisma ortaminda, elestirel düsünmeyi savunmuslardir. Bu tartismanin yapilmasi, her türlü düsüncenin otoriteye, tabulara ve kisilere bagli olmaksizin, korku ile degil, sevgi ve paylasimla tartisilmasini gerektirmektedir. Bu baglamda üniversite ortami, karsilikli diyalektik tartisma ortaminda herkesin kendisini ifade edebilme sansini bulmasi nedeniyle de tam demokratik kurumlardir. Kurumlara genellikle bu tartisma ortamini yürütebilecek belirli bir felsefi görüsü gelismis ve bunu bir yasam biçimi olarak kabul etmis seçkin kisiler alinmaktadir. Bu baglamda üniversite herhangi bir is kapisi degildir.

Bilim Insani Kimdir?

Bilim insani; evrendeki olay ve olgulari inceleyen, onun altinda yatan gizemin kaynagini arastiran ve bu gizemin nedenlerini anlamaya çalisan ve anladiklarini basitlestirip kitlelerin anlayabilecegi bir sekilde yayin yolu ile duyuran kisidir. Ayrica bilim insani, anlamis oldugu dogal gizemi, yasami daha da kolaylastiracak sekilde insanligin hizmetine sunan kisidir. Ulasim araçlarinin gelisimi, modern tibbi cihazlar, elektrik ve elektronigin kesfedilmesi ve bu hizmetlerin genis kitlelere ulastirilmasi, konuya verilecek güzel örneklerdir. Bu yönüyle bilim insani hayatin her alaninda yasami kolaylastirmak için büyük bir mücadele içindedir. Ancak bilim insani hiçbir zaman kiskanç duygularla bulgusunu salt kendisi ve çevresi için kullanmamistir ve kullanmamalidir. Insanligin kanimca en büyük bulusu olan elektrigi bulan kisi, bulgusunu sadece kendi çevresine, kendi ulusuna ve mensup oldugu dini cemaatin kullanimina sunmamistir. Bugün toplum yasaminin neredeyse tamami elektrigin varligina baglidir ve elektrik, bulusu yapan kisiyi ve yapildigi ulusun sinirlarini çoktan asmistir.

Pekala nasil bir kisidir bilim insani, nasil bir kisiligi vardir da insanlik için durmadan çalisir, özveride bulunur ve çogu zaman da hayattayken toplumda hak ettigi itibari görmez, hatta alay konusu edilir? Bilim insanligi bir yasam biçimidir. Her seyden önce bilim insani kendini asmis, evrensellesmis kisidir. Kendine has bir yasamsal disiplini olan, herkesten fazla toplumsal sorumluluk tasiyan kisidir. Ülke ve bölge sinirlarini asan, yeryüzünün her noktasinda meydana gelen olaylarin kendisini de ilgilendirdigini düsünen kisidir. Dili ve dini evrenseldir. Sinirlari evrenin sinirlari ile ölçülmektedir. Bilim insani hipotezini kurarken veya sonuçlarini açiklarken kendi dünya görüsleri dogrultusunda hareket edemez, hissi davranamaz. Bulgulari veya bilimsel gerçekler, üzerine titredigi herhangi bir konuda kendisine ters geliyor diye çalismamazlik edemez ve bulgularini gizleyemez. Hepimizin bildigi Galileo, bilim insanlarina çok güzel bir örnektir; bu degerli bilim insani ‘Yine de dünya dönüyor’ derken varolan dogal gerçegi, ölümü pahasina da olsa bilimsel ahlaka yakisir bir sekilde açiklamayi bir görev bilmistir.

Bilim adami kimdir ya da kimler bilim adami olabilir? En kisa tanimi ile “Bilimle ugrasan kisidir.” AnaBritanica adli ansiklopedide ise söyle tanimlanmaktadir bilim adami; “Nesnel dünyaya ve bu dünyada varolan olgulara iliskin tarafsiz gözlem ve sistematik deneye dayali ve genel dogrulara, temel yasalara ulasmayi hedefleyen zihinsel etkinliklerin ortak adi.” Bu durumda, bir diger ifade ile “nesnel dünyaya ve bu dünyada varolan olgulara iliskin tarafsiz gözlem ve sistematik deneye dayali çalismalar yapan, genel dogrulari ve temel yasalari bulmayi hedefleyen” herkes bilim adami olabilir.

Pekala bilim adami bir unvan midir? Varsa bu unvani kim veya hangi kurumlar verir? Eger bu unvan üniversite tarafindan veriliyorsa; her üniversiteli, uzman ve ögretim üyesi ya da arastirici arastirma görevlisi, doçent, profesör, bilim adami midir?

Evet bilim adamliginin bir unvani vardir ve bu unvan bilimle ugrasan, toplum ve doga yararina çalismalar yapan ve yasamini sorun çözmeye adayan topluluga verilen genel bir ibaredir. “Ben bilim adamiyim” diye bilim adami olunmaz. Kisinin bilime katkilari toplum ve tarih tarafindan itibar görürse unvan alir. Bilim adami unvani dendiginde bir saygi, sükran duygusu sezilmekte ve bilimle ugrasanlari onore etmek hedeflenmelidir. Bu baglamda bir unvan olarak bilim adamligi, Ar-Gör, Yard. Doç., Doç., Prof. gibi akademik unvanlardan farkli olmak zorundadir. Doçentlik ve profesörlük gibi kisisel unvanlarin, yasa ve yönetmeliklerle hangi kosullari yerine getiren kisilere verilecegi bellidir. Örnegin; mevcut yasa ile üniversitede iyi bir ögrenci olmasaniz bile uslu, hocasina veya yöneticilerine karsi saygida kusur etmeyen, biat eden, iyi bir çocuk olarak ‘Arastirma Görevlisi’ alinabilirsiniz. Sonra hocanin her dedigini yerine getirerek hocanin ölç dedigini ölçerek, tart dedigini tartarak doktoranizi tamamlayabilirsiniz. Hocanin yayinlarinin yanina isminizi de yazarak yayin sayisina sahip olabilirsiniz. Hasbel kader dil sinavindan geçerseniz önce Doçent, bes yil sonra da Profesör olursunuz. Maalesef bu durumda olan sayisiz akademisyen sayilabilir. Tabii aldiginiz Doç. veya Prof. gibi kisisel unvanlar ile bilim adamligi gibi toplumsal ve onursal unvanlarin farki olmasi gerekir. Çünkü akademik unvan verilir, ancak bilim unvani alinir.

Sonra bilim adamligi sadece akademisyenlerin tekelinde midir? Üniversitede sadece ders veren, birkaç uluslararasi makale yazan, bu sayede doçent, profesör olan bir kisi midir bilim adami? Örnegin bir ecza çiragi bilim adami olabilir mi?

Tabii ki bilim adamligi sadece akademisyenlerin, üniversite mensuplarinin tekelinde degildir ve olamaz da. Ancak formel olarak ögretim üyesi, arastirici, uzman olmak bilim adami olmak için yeterli degildir. Çünkü geçmiste buna benzer unvansiz kisilerin bilime önemli katkilari olmustur. Bunun için okullu veya diplomali olmalarina da gerek yoktur. Ancak okul bu isin kapisini açmaktadir. Diger taraftan profesör mertebesine ulasip da ciddi hiçbir yayini olmayan birçok akademisyen bulunmaktadir. Ancak akademi, bilimsel disiplini isledigi ve metodolojik olarak olaya yaklasilmasini sagladigi için o çati altinda toplanilmasi çok dogaldir. Bilim kuruluslarinin veya bilim adamlarinin, bilimsel disiplin içinde temelde iddialarinin bilimsel yöntemle ortaya konmasi ve bulgularinin ve savlarinin bilimsel süreçten ve süzgeçten geçirilmesi gerekir. Bu sürecin herkes tarafindan tekrarlanabilir olmasi birinci sarttir. Iddia sahiplerinin “Ben yaptim oldu, o zaman olmustur” benzeri savunulari, bilim kuruluslarinin kabul etmedigi bir olgu oldugu için bilimin akademi tekelinde olmasi gerekir. Tasang, “Bir bilgin anlayisli ve sabirli olmalidir. Çünkü onun yükü agir ve yolu uzundur” diyor. Ne büyük ders degil mi?

Bir yasam biçimi olarak bilim adamligi, her seyden önce yetiskin birey davranisi ile hosgörülü, alçak gönüllü, kendini denetleyebilen, sabirli ve paylasimci yapisi ile tezlerine karsi yapilan bütün elestirilerden ders çikaran ve bildikleri ile degil bilmedikleri ile kendisini öz elestiriye alan bir kisiliktir. Bu baglamda bilim adami kör inatçi degil, daha çok olaylari tanimaya çalisan, aklina ve diline geldigi gibi konusan degil, olayi akil süzgecinden geçiren kisidir. Bilim adami bilimsel olaylari degerlendirirken sokak agzi ile laubali bir sekilde düsüncelerini karsiya benimsetmeye kalkmaz. Bilim insani ayni zamanda hümanist kisiliklidir. Aslinda bunlar akademik terbiyenin ölçütleridir. Akademik terbiyenin olusmasi için mutlaka meslege yeni baslayan kisinin tam bir üniversite ortamindaki farkliliklari teneffüs etmesi gerekir. Bunun için mutlaka genç ögretim üyelerinin yurtdisini ve üniversitelerdeki farkliliklari görmesi gerekir.

Pekala bilim adami salt çaginin ve toplumun sorunlari yaninda, doganin yasalarini tanimak ve çözüm bekleyen problemlerle bogusmak zorunda midir? Yoksa bir kez akademik unvani aldiktan sonra, politikaya soyunmanin siçrama tahtasi olarak görülen bölüm baskani, dekan, rektörlüge soyunmayi yeglemek; kartvizitine veya CV’sine “Benim su özelliklerim var” diye yazdirabilmek ugruna her seyi göze alabilmek midir bilim adamligi? Hangisi acaba? Bilim adamliginin çagina, sosyal, kültürel ve toplumsal sorumlulugu var midir veya olmali mi? Tabii bilim insani çagina ve topluma karsi sorumludur ve bilimden ve dogadan yana taraf olmak zorundadir.

Iyi / Kötü, Namuslu / Namussuz Bilim Adami Olur Mu? Olabiliyorsa Bunun Ölçütleri Nelerdir?

Bu tabii kisinin kendi deger yargilari ile ilgili olsa gerek. Iyi bilim adaminin önce çalismalari ve etik deger yargilari ile kendisini kanitlamasi gerekir. Tabii dogadan yana, insandan yana her bilim insani namuslu ve dürüst olmak zorundadir.

Bu soruya Prof. Dr. Ahmet Inam Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinin 6/12/2003 tarihli 872. sayisindaki ‘Gönülden Bilime’ adli kösesinde bakin ne diyor: “’Bilim insani kimdir?’ sorusuna yanit ararken, kisilik özelliklerinin degil, bilim insani karakterinin ardindayim. Kisilik özellikleri; sinirli, sabirsiz, içe dönük ya da disa dönük... diye nitelendirebilecegimiz psikolojik özelliklerdir. Bilim insani karakteri diye nitelendirdigim; elbette ki psikolojik özelliklerden bagimsiz olmayan, bilimsel arastirma ala¬ninda yasiyor olmanin getirdigi karakter özellikleridir, bilim yapan in¬sanin, bilim insani olarak tasidigi, tasimasi gereken özelliklerdir.”

Inam, bilim insaninin temel karakterinin dürüstlük oldugunu belirtiyor. Söyle ki; kendine ve aras¬tirdigi alana, alaniyla ilgili arastirmalara karsi dürüstlük. Bu dürüst¬lük, gerçege duyulan saygidan gelir. Bu saygi en azindan bes ögeden olusur:

a) Gerçekligi anlama, ögrenme, arastirma duyarliligi. Sürek¬li gözlemlerle, yeni bilgiler edinme çabasi.

b) Yeni verilerle, yeni ög¬renilenlerle eski bilgilerimizin karsilastirilmasi. Özelestiri. Ken¬dimizle ve gerçeklerle yüzlesebilme.

c) Arastirma yaptigimiz alan¬larda farkli görüslere açik olma.

d) Görüslerimizi içtenlikle, açikça dile getirme.

e) Sürekli olarak kendimizi tazeleme.

Bu saygi; bilim insaninin kendine, yaptigi ise, bilime, insana saygisidir.

Mevla’na gibi topraktan elmas arar gibi ilim irfan arayan bilgin, bilim insanini söyle tanimlamaktadir: “Nice bilgin var ki gerçek bilgiden, gerçek irfandan nasipleri yoktur. Bu çesit bilgin, bilgi hafizidir, bilgi sevgilisi degil.”

Bilim Insani Evrensel Olma Durumundadir

Bilimin bu evrensel ilkelerini yerine getirecek olan tabii ki insandir. Yukarida belirtildigi üzere bilimsel arastirmalarin sistematik olarak yürütülüp sonuçlandirilmasinda bilim insaninin çok büyük sorumlulugu bulunmaktadir. Bilim insani da toplum içerisinde yasadigi için, toplumla birlikte olmasi gereken durumlarda kendi iradesi disinda zorunlu birtakim iliskiler çerçevesinde üretim sürecine girmek ve toplumun ortak kültürünü paylasmak zorundadir. Buradaki bilim insaninin kendi toplumsal dinamigi içerisinde bir ulusal veya toplumsal kültürü vardir, bunlarda ise dayandigi sinifin kimligi ve kültürü agir basmaktadir. Bu yönüyle bilim insani bir kisilik ve kimlik tasimaktadir. Bir de bilim insaninin baska bir kimligi veya kültürü vardir ki o da evrensel kimligidir. Bu baglamda Voltaire bilim insanini söyle tanimliyor: “Gerçegi arayanlar bütün insanligin mali olur”.

Bilim Insani Gerçegi Aramakla Yükümlüdür

Bilimsel düsünce yapisi kazanmis bir kimse, her seyden önce gerçekçi bir yapiya sahiptir. Olaylara saygilidir ve her olayin bir nedenden kaynaklandigini bilir. Cemal Yildirim’a göre bilim insani, yargilamalarinda tutarli ve ihtiyatli olmasini bilir, olay ve olgulara dayanmayan genellemelerden kaçinir, dogmatik inançlara sapmaz.

Bilim bir sistematik ögrenme ve arastirma sanati olduguna göre, bilim insanligi ahlaki dogustan degildir; egitim ile kazanilacak bir olgudur. Bilim insaninin en önemli özelliklerinden biri de onun ahlaki hayatidir. Bilim insaninin ahlaksal hayati, sürekli bir arayis heyecanidir, çikara dayanmayan bir özlemle didinen saf ve onurlu bir hayattir. Sürekli dogruyu aramak, bulgulari çarpitmamak, okumadigini okumus gibi ve bulmadigi sonucu bulmus gibi göstermemek, baskalarinin düsüncelerini kendi görüsüymüs gibi sahiplenmemek gibi erdemlere sahiptir. Bilim insaninin ahlaksal hayati paraya, üne ve otoriteye önem vermeyen, fakat gerçekleri bulma atesi ile çirpinan bir hayattir. Bu anlamda bilim adami, bilimi ve bilgisi ile, ölümünden sonra da yarattigi etkileri yasayacagi için kutsal bir görev üstlenmektedir. Bu baglamda bilime ve bilgiye olan saygi, bilim adamina saygiya dönüsmüstür. Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA’nin 14/04/2001 tarihli duyurusunda, ‘Bilim Insani ve Akademik Etkinliklerde Etik’ baslikli bölümde bilim insani söyle tarif edilmektedir: “Bilim insani, akademik yasaminin bütün evrelerinde ve ögretim, yönetim ve akademik degerlendirmelere iliskin görevlerde bilimsel liyakati temel ölçüt olarak kabul eder; temel etik kurallarinin disina çikmaz ve bu kurallarin disina çikilmasina göz yummaz. Egitimin eksik verilmesi, kopyacilik, akademik ilerleme ve ödül jürilerinde bilimsel liyakat ölçütlerinin disina çikmak, kisileri kayirmak ve benzer davranislar kabul edilemez.”

Bilim insani ahlaki degerleri yüksek olan kisidir. Bilim insani olaylari ve olgulari oldugu gibi kabul eden, gerçege saygili kisidir. Esen rüzgarin yönüne veya gücüne göre fikir degistiren veya anlayisini güçlü olana göre belirleyen kisi degildir. Kendinden zayifi ezmeyen ve kendinden güçlünün önünde diz çökmeyen, saglikli, iç gelismesini tamamlamis, olgun yapisiyla insani insan olarak gören ve insan oldugu için saygi duyan ahlakli ve erdemli kisidir. Bilim insani kibir, haset, kiskançlik, kendini begenmislik gibi insani zayifliklarini çoktan geride birakmis ve kendini asmis kisidir. Anadolu’daki halk deyisi ile “kemale ermis” bir kisiligi vardir. Bu yönüyle bilim insani kendini ve dar çevresini asmis kisidir. Bilim insani “ben” merkezli degil, “biz” merkezli, paylasimci kisilige sahiptir. Makam ve mevki pesinde kosan degil, toplumun mutlulugu için bilgi üreten kisidir. Ögretim üyesi; bilimsel bakimdan kendisine hedef olarak seçtigi konuda sorun çözmeye kendisini adamis, durusu olan, yetiskin, belirli bir felsefi bakis açisi olan ve ögrendiklerini ve bulgularini ögrencileri ile paylasan kisidir. Bilim adami, “Üst makamlardan bir zorlama gelirse yaparim, gelmese sirt üstü yatarim.” anlayisi ile hareket eden bir teknisyen veya memur degildir. Bacon, “Bilgiyi, baska kimseler üzerinde üstünlük saglama, kar ve söhret ya da bunun gibi asagilik seyler için degil; yasamda ondan yararlanmak ve kullanmak için ara.” diyor.

Bilim Adami Bulgularini Halkla Paylasmak Durumundadir

Bilim ile ugrasan kisi kendisini halktan uzak tutmamalidir. Çogu bilim insani kendini izole ederek, kullandiklari teknik ve teknolojinin arkasinda durarak, kendi yaptiklari karsisinda insanlarin hayret ve saskinlik gösterilerini kendileri için bir gurur ve üstünlük kaynagi olarak görmektedirler. Her seyden önce bilim insani, bilimini halka indirgemeli ve herkesin anlayabildigi dille kitlelere sunum yollarini aramalidir.

Sokrates, tüm yasamini, bilmek ve dogruya ulasmak için harcamistir. Aristoteles, “Bütün insanlar yaratilislari geregi ögrenmek ister.” diye baslar ünlü ‘Metafizik’ adli eserine. Böylece bilim insani her ne kosul altinda olursa olsun dogru söyleyen biri olmali, arastirma sonuçlari ne ise onu kamuoyuna açiklamalidir.

Bilim yapan kisi bilimsel çalismalarinda hiçbir maddi kazanç ve çikar gütmeksizin bilim yapmalidir. Bilim insani gerek bilimsel çalismalarinda ve gerekse toplumsal iliskilerinde, maddi kazanç saglanacak diye ugrasisinda ve iliskilerinde para ve benzeri küçük deger yargilarina tenezzül etmez. Bilim insani için bir bilinmeyenin bilinir hale getirilmesinin, toplumun problemlerine çözüm bulunmasinin ve bir canlinin canini kurtarmanin verdigi haz, maddi hazla karsilastirilamayacak bir duygudur.

Arastirmacinin tarihsel ve toplumsal bir sorumlulugu vardir. Yaptigi her arastirma kendi sinirlarini asan nitelikte oldugundan, bilim insani, çagina ve dünyaya karsi sorumlu olan kisidir. Bu nedenle bilim insani yaptigi arastirmanin sorumlulugunu tasimalidir. Sorumluluklari salt laboratuvarda ve kütüphane kapilarinin ardinda kalmamalidir, zaman zaman toplumu kendi bilgi ve birikimi ile aydinlatmalidir. Bilim insani, ögrencilerini, bilimi ve genis bilgi birikimi ile aydinlatir ve ayni zamanda topluma bilim hizmeti sunmakla kendini sorumlu hisseder. Bilim insani bilim kavramini egitim sistemine iyice islemelidir, kendi konusunu bilimsel verilerle nasil isledigini pratigi ile ögrencilerine anlatmalidir ve göstermelidir. Aydinlanma ile birlikte sorgulama sanati gelismis, bunun sonucu olarak bilim ve bilimsel arastirma faaliyetleri ilerlemistir. Prof. Dr. Erol Manisali; “Bilim insani, kendisini salt teorik çalismalardan sorumlu tutmamali, zaman zaman kendi bilimini topluma açiklamalidir, zaman zaman da popüler alanlarda da yazilar yazmalidir.” diyor. Bilim insani bu baglamda iletisim araçlari ile makale ve kitap yazar, halka konferans verir, televizyon ve radyoda sorumluluk bilinci içerisinde toplumu aydinlatmaya çalisir. Bildigimiz birçok bilim adami, örnegin Albert Einstein ve Bertrand Russell, çogu zaman toplumsal konularda yazilar yazmislardir. Bilim insani dogasi geregi genis bir tarih bilinci ve güçlü felsefi ve diyalektik bilgisi yardimi ile olay ve oluslari daha erken görür ve sorumlulugu geregince de zamaninda açiklamak zorundadir. Yakin geçmiste yasanan deprem olayinda, ilgili bilim insanlarinin tutumlari konuya verilecek en güzel örneklerden biridir.

Bilim Insani Tüm Insanliga ve Dogaya Karsi Sorumludur

Bilim insani, çalismalarinin evrensel nitelikte olmasi nedeniyle kendisi de evrensel düsünmek zorundadir. Bilim insani bu nedenle her türlü dar görüslülükten siyrilip din, dil, irk ayrimi yapmadan yaptigi arastirmayi dünyanin her insani ile bölüsmede evrensel olmak zorundadir. Bilindigi üzere eskiden büyük bilimsel buluslar tek tek bilim adamlarinin buluslari ile oluyordu, ancak günümüzde artik buluslar farkli disiplinlerdeki bilim insanlarinin olusturdugu ekipler tarafindan yapilmaktadir. Bu yolla genis bilgi birikimi ayni potada degerlendirilerek olaylar ve olgular arasindaki iliskiler daha iyi anlasilmaya baslanmistir. Bu nedenle bilim insani kendi çevresindeki diger disiplinlerdeki bilim insanlari ile baglanti kurmali ve onlarla sürekli bir iliski içerisinde olmalidir. Toplumun bilim insanlarina yükledigi onurlu sorumluluk davranisi geregi, bilim adami ülke ve dünya sorunlarina kaygisiz kalamaz; tam tersine çagina ve toplumuna karsi sorumlu kisi olarak insandan ve dogadan yana tavir almak zorundadir. Evrenselliginden kaynaklansa gerek, bilim insani baska yasam biçimlerini daha iyi anladigi için çevresindeki insanlari daha iyi anlar, kisileri oldugu gibi kabul eder ve onlara yardim elini uzatmakta tereddüt etmez ve gecikmez. Bilim insani öngörülü kisidir. Öngörüsü olamayan bir kisinin dogayi ve doganin yasalarini görmesi, oradan bir seyler çikarmasi mümkün degildir. Öngörülü bilim insani yapisina, ancak özerk ve özgür ortamda bilim felsefesi bakis açisi kazanarak ulasilabilir.

Bilim Insani Elestiriye Açiktir

Bilim ile ugrasan kisi elestiri ve özelestiriye açik olmalidir. Bilim insani basta kendi çalismalari olmak üzere, olaylari ve olgulari tarafsiz, nesnel bir sekilde inceleyebilen, arastirabilen ve sorgulayan kisidir. Bilim insani her türlü elestiriye açik oldugu gibi, kendi kendini de elestiren veya özelestiri yapan erdemli insandir. Bilim insani arastirma öncesi ve sonrasi bütün ayrintilari en ince noktasina kadar arastiran ve sorgulayan kisidir. Sokrates’in belirttigi “Arastirilmamis ve elestirilmemis bir yasam, yasanmaya degmez.” özdeyisi ile bir bilim adami için yasam her yönü ile kritize edilmelidir.

Bilim insani arastirma sonuçlarini degerlendirirken yapilmis yanlislari ve yanilgilari açik ve net olarak belirterek, özelestiri yaparak kamuoyuna duyuran kisidir. Özelestiri yapmak bilim insanini küçük düsürmez, aksine zenginlestirir ve daha saygin kilar. ‘Erdemli kisi önce kendini yargilamasini bilen kisidir.’ özdeyisi bilim insani için çok yerinde bir deyistir. Bilim insani kendi ürettigi bilginin, yaptigi arastirmanin sorumlulugunu tasiyan kisi olmasi nedeniyle, ürettigi bilginin ve arastirmalarinin muhatabi olan kisidir. Evrensel olmasi ve uluslararasi düzeyde yayin yapmasindan dogan durumdan dolayi, herhangi bir ulusun arastiricilarinin elestirisine de açik olan kisidir.

Bilim Insani Gerçegi Söyleme Cesaretindedir

Bilim insani her seyden evvel gerçegi söyleme cesaretine sahip olmalidir ve bilim disi görüslere karsi taviz vermemelidir. Tavizin verildigi yerde gerçek anlamda bilimden bahsetmek mümkün degildir. Bilim insani tarafsiz, bagimsiz karar verebilen, gerektiginde düsüncelerinin mevcut anlayisla bagdasip bagdasmadigina bakmaksizin onlari açik, net ve özgürce ifade eden kisidir. Galileo, dünyanin evrenin merkezi olmadigini açikladigi zaman, o günkü yönetim ile ters düsmüstü. Çünkü o zamanki yönetim, yetkileri tanridan aldigini ileri sürüyordu ve dünyanin evrenin merkezi oldugu resmi olarak kabul görmüstü. Kisisel amaçlar, yasaklar, ideoloji veya inanç ugruna varolan gerçek olgularin ifadesi engelleniyorsa, bilim insani bu engellemelere karsi tavizkar olmamali ve sessiz kalmamalidir. Barbusse, “Gerçegi söyleyenler hiçbir zaman susmak zorunda degildir.” diyor. Moliere ise, “Susan bir bilgin, bir kelime söylemeyen aptaldan farksizdir.” diyor.

Bilim adami ilkeli ve dürüst yapisi ile dogru bildigini basit güç odaklarinin etkisinde kalmadan; statü, unvan, san-söhret ve makam pesinde kosmadan; korkmadan açiklayabilmelidir. Eger bilim insani olay karsisinda bilimden yana tavrini koymuyorsa, burada onun bilim insanligindan bahsetmek mümkün degildir. Bilim insani, bilimden yana tarafli insandir. Çagina ve insanliga karsi sorumludur. Isaac Newton, bilim adaminin cesaret örnegini söyle açiklamaktadir: “Biz bilim adamlari kumsalda çakil taslari arayan çocuklar gibiyizdir. Eger ben arkadaslarimdan biraz daha fazla, biraz daha renkli toplayabildiysem, bunun nedeni dizlerime kadar suya girmeye cesaret edebilmis olmamdir.”

Peki Bilim Insani Kim Degildir?

Soruyu bir de tersinden sorarsak, bilim insani kim degildir? Bilim insani Bertrand Russell’in belirttigi gibi ‘Ben varsam her sey iyi, ben yoksam kötü’ diyen, ben merkezli, açgözlü, çikari için kural tanimayan ve amaca ulasmada her türlü yol mubahtir diyen kisi hiç degildir. Uzun vadeli kamunun ortak çikarlarini küçük çikarlari için kullanan (san, söhret, makam ve unvan için genelin çikarini çigneyen), bilim adami degildir. Bilim adami görev adami hiç degildir.

Yalnizca teksirdeki dersi anlatan, evden üniversiteye mekik dokuyan, kurumu salt isyeri gibi gören kisi hiç degildir. Bilim insani ne salt ögretmendir ne de teknisyendir, ne baskasinin kulu kölesi, ne de efendisidir. Bilim insani baskasinin ders kitabindan çeviri yaparak ders veren degil, birikimini ve tecrübesini dünya bilimi ile bütünlestirerek anlatan kisidir. Baskasinin literatürü ile degil, kendi düsünce sistemi içerisine geçirdigi dogrulari ögrencileri ile paylasan kisidir.

Bilimsel Etkinlik Bir Yasam Biçimidir

Buraya kadar ifade edilmeye çalisilan niteliklerinden dolayi bilim insani seçkin ve özel bir kisidir. Seçkinlik ve özel olmak, bir baska insandan farkli olmak, ona bir kisilik ve evrensellik kazandirmaktadir. Yukarida da anlatilmaya çalisildigi gibi, bilim hayati ve bilim insanligi bir yasam biçimidir. Bilim insaninin ugras alanindaki yasam yolu, kimse tarafindan tasi dikeni ayiklanmis bir yol degildir. Bilim insani kendi yolunu kendisi olusturmak zorundadir. Bu yasam biçimi, zor ama zevkli bir yasamdir. Bizler istesek de istemesek de, bizler olsak da olmasak da dünya kendi ekseninde kendi kurallarina göre dönmeye devam edecektir. Ancak bir gerçek var ki o da: Bu dünya bizim gibi bilim, sanat yapanlar tarafindan daha iyi, hatta çok daha iyi yasanilabilir bir dünya olabilecegi gibi, çok kötü de olabilir. Bize düsen yasamin temel ilkelerini bilinir, anlasilir ve hepimizin saglikli gelisimi için kullanilir duruma getirecek çabayi saglamaktir.

Bilim insanlari Atatürk’ün çok önem verdigim su özdeyisini kanimca beyinlerine iyice islemelidirler; “Dünyada her sey için, medeniyet için, hayat için, basari için en hakiki mürsit ilimdir, fendir. Bilim ve fenin disinda yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, sapmadir.” Yine ayni sekilde “Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmus ve kaliplasmis kural birakmiyorum. Benim manevi mirasim bilim ve akildir. Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve basarmaya çalistiklarim ortadadir.

Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerine akil ve bilim rehberligini kabul ederlerse manevi mirasçilarim olurlar.“ Bu veya benzeri örnekleri, çaglarina damgasini vurmus düsün insanlari çesitli vesilelerle belirtmislerdir. Bu anlamda bilim adami akil disi, bilim disi ve etik disi yasam ve uygulamalarin disinda sade ve mütevazidir. Bu baglamda akademisyenler olarak her bilim insaninin ve aydinin bilimsel sorumluluk anlayisi içerisinde davranmasinin ahlaki bir görev oldugu düsüncesindeyim. M. Kemal Atatürk’ün askerler için söyledigi “Komutanlar, ahlaken ve ilmen astlarindan üstün olmalidirlar.” sözünü egitim kurumlarimiz için güncellestirirsek; “Hocalar ögrencilerinden bilgi ve etik yönünden daha iyi donatilmis olmak zorundadirlar.” Ögretim üyesi veya bilim insani bulundugu kurumda yarattigi beyin firtinasi, paylasimi, hosgörüsü ve isteklendirmesi (güdüleme) ile bir model olmak zorundadir. Her zaman oldugu gibi çalisma gündemimizin en önemli hedefi; bilimi, elestirel akilciligi, bilimsel verilerin sürekli sorgulanmasini, bilim insaninin etik sorumlulugunu ve sayginligini ülke gündeminde en önde tutmaktir. Necati Dogru 14/12/2001 tarihli “Merhaba” kösesinde ‘Üniversitelerin Seçilmis Krallari’ baslikli yazisinda, üniversitelerin islevini ve ögretim üyelerinin kültür düzeyini askerlerle kiyaslamaktadir. Yazida diyor ki: “Askerler, toplumun gözünde üniversitelerin çok ilerisinde itibar düzeyi tutturmustur. Harp Akademisi’nden yeni mezun birinin, ‘üniversitelerin doçentleri düzeyinde bilgi sahibi olduklari’ profesörlerce de aci bir gerçekle itiraf ediliyor.” Tabii bunun sorumlusu ve muhatabi kim? Ben kendi sahsima kendimi sorumlu tutuyorum.

Ülkemiz yüksek ögretiminin temel sorunlarindan biri de nitelikli bilim adami sorunudur. Sistemin islememesinin temelinde akademisyenlik, yani bilim felsefesi ve bilim kültürü ve tarihi bilinci yetersiz olan sayisiz akademisyenin yönetim islevi bulunmaktadir. Umarim ülkemiz, batili anlamda akademisyen ve bilim adami seçimi kriterlerini belirler ve gelecegin bilim insanlari, ülkemizi bilim üreten bir seviyeye çikarirlar.

* Prof. Dr. Ibrahim Ortas tarafindan “Meslege yeni baslayan genç bilim adamlari için örnek bilim adami Prof. Dr. Mahmut Sayin’a atfen” yazilan bu yazi, ayni zamanda http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=9235 adresinde de yayinlanmaktadir. Sayin Ortas’a, yazisini yeniden yayinlamamiza izin verdigi için tesekkür ederiz.

Bu yazi PiVOLKA'nin basili sürümüyle aynidir. Kaynak göstermek için:

Ortas, I. (2004). Ögretim üyesi ya da bilim insani kimdir?. PiVOLKA, 3(12), 11-16.

 

 

TÜBAV BİLİM SERİSİ - 1 :
2007 SEÇİM BEYANNEMELERİNDE PARTİLERİMİZİN BİLİME ve YÜKSEK ÖĞRETİME YAKLAŞIMI

Seçim Beyannameleri, partilerin vizyon ve vizyonunu net olarak ortaya koyan, işbaşına geldiklerinde yapacakları icraatları, ortaya koydukları hedefleri açıklayan ve geniş bir yelpazede hazırlanmış yazılı belgelerdir. Vâkıfımızın görev alanı içerisinde olan Bilim ve Bilime katkının Altyapısını oluşturan yüksek öğretime partilerin bakış açısı bu çalışmada değerlendirilmiştir.

22 Temmuz 2007 erken seçimleri, gerek seçimlere giden yolda ve gerekse de seçim söylemleri açısından pek çok alanda farklı tartışmalara neden olurken, bilim politikaları açısından da partilerimizin görüşleri farklılık arz etmektedir.

Partilerin bilime ve yüksek öğretime katkılarını daha kolay değerlendirebilmek için

Bu başlıklar altında, partilerin hangi yaklaşımları gösterdiklerinin, düşüncelerinin ne derece doğru ve somut öneriler ve vaatler içerdiğinin kolaylıkla değerlendirilmesini sağlayacaktır.
Bu doküman, okuyuculara Vakıf görüşlerimizi aktarmaktan ziyade, okuyucuların parti beyannamelerini kolaylıkla değerlendirebilmelerini, hedef ve vaatlerden yararlanarak kendi yargılarını oluşturmalarına katkı sağlamak amacıyla tarafsız olarak hazırlanmıştır. Seçimden sonra iktidara gelen parti/partilerin bu çerçeve belgesine ne derece uyduğunun dikkatle takip edilmesine de katkılar sağlayacaktır.

Türk Bilim Araştırma Vakfı olarak bundan sonra hükümetin/hükümetlerin bu programlara ne kadar sağdık kaldıklarının takipçisi olacağımızı da belirtmek isteriz.

Ana hatlarıyla bakıldığında partilerin bilim politikaları açısından görüşlerini aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

 Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Seçim Beyannamesi:

1) AKP Yükseköğretim sisteminde uluslararası standartların yakalanmasını hedeflemektedir.
2) AKP iktidarı döneminde her yıl 1000 kişinin yurtdışına yüksek lisans ve doktora için gönderildiği ve TÜBİTAK kanalıyla 5000’den fazla yüksek lisans ve doktora bursu verildiği belirtilmiştir.
3) Avrupa Birliği (AB)’ne uyum kapsamında Erasmus programıyla 11000 üniversite öğrencisinin çeşitli Avrupa üniversitelerinde bilgi ve becerilerinin artırıldığı belirtilmektedir.
4) 6ncı ve 7inci çerçeve programları vasıtasıyla 2002’de 70 milyon YTL olan araştırma fonlarının 2007’de 370 milyon YTL’ye çıkarıldığı vurgulanmıştır.
5) Vergiden muaf Teknoparkların sayısının 3’den 23’e yükseldiği belirtilmiş.      
6) 7’si vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 39 yeni üniversitenin, öğretime açıldığı belirtilmiştir.
7) Yükseköğretim kurumlarının bütçelerinin % 164 oranında arttığı belirtilmiştir.
8)  Aylık kredi ve burs imkanının 150 YTL’ye yükseltildiği ve her başvuran öğrenciye kredi veya burs verildiği belirtilmiş.
9) Yurt-Kur bütçesi % 247 oranında artırılmış ve yurtlara 27 bin yatak eklendiği belirtilmiştir.
10) Avrupa üniversitelerinin yeniden yapılandırılması görüşü olan Bolonya Sürecine Türk üniversitelerinin dahil edildiği ve Türk üniversiteleri idari ve eğitim yapısının Avrupa’ya entegrasyonu açısından yol kat edildiği belirtilmiştir.
11) Üniversitelerin, küresel rekabete katılabilen, dünyaya açık, toplumun beklentilerini karşılayan dinamik bir yapıya dönüştürüleceği beyannamede belirtilmiştir.
12) Üniversitelerin rekabet gücünün kalite değerlendirilmesi de yapılarak artırılacağı belirtilmiştir.
13) Bilim adamı yetiştirme hacmi ve çeşitliliğinin artırılacağı vurgulanmıştır.
14) Bilimsel değişim programlarına devam edileceği belirtilmiştir.
15) 7’inci çerçeve yardımlarının artırılacağı belirtilmiştir.
16) Yerli ve yabancı akademisyenlerin ülkeye gelmelerinin, teşvik edileceği belirtilmiştir.
17) Üniversitelerin, üretim ve hizmet sektörüyle daha yakın çalışmasına teşvik edileceği belirtilmiştir.
18) Her üniversitede bir teknopark kurulacağı ifade edilmiştir.
19) Öğretim elemanlarının özlük hakları ve çalışma koşulları iyileştirileceği belirtilmiştir.
20) Misafir öğretim üyeliği sisteminin geliştirileceği belirtilmiştir.
21) Ortadoğu, Türk dünyası ve AB ülkelerinde Türk üniversitelerinin kampüslerinin açılmasının destekleneceği belirtilmiştir.
22) Dünyanın saygın üniversitelerinin ülkede kampüs açmalarına imkan verilecektir.
23) Öğrenci burs miktarı artırılarak yabancı öğrenci sayısının artırılmaya çalışılacağı belirtilmiştir.
24) Kendi işini kurmak isteyen gençlere fırsat sunmak üzere ‘İş Kurma Geliştirme Merkezleri’ kurulacağı belirtilmiştir.
25) Gençlerimize farklı ülkelerden gençlerle ortak proje yürütmelerinin yaygınlaşacağı imkanının tanınacağı belirtilmiştir.
26) Ar-Ge çalışması yapan KOBİ’lerin sayılarının artırılacağı belirtilmiştir.
27) Patent, Ar-Ge yatırım destek ve Ar-Ge ürünleri pazarlama ve destek programları uygulanacağı belirtilmiştir.
28) KOBİlere ait Ar-Ge’lerin laboratuvar ihtiyaçları ve eğitimleri için destekte bulunulacağı belirtilmiştir.
29) Özel sektörlerin projelerinin desteklendiği ve buna devam edileceği belirtilmiştir.
30) Ulusal Savunma ve Uzay Araştırmaları programlarına mensup projelere 500 milyon YTL’lik kaynak aktarıldığı belirtilmiştir.
31) Patent başvurularında devlet desteği verildiği ifade edilmiştir.
32) Elektronik bilimsel dergilere ve veri tabanlarına tüm üniversitelerin ücretsiz erişiminin sağlandığı belirtilmiştir.
33) Sosyal ve beşeri bilimlerde araştırmalara desteğin 2002 yılına göre 50 kat artırıldığı ifade edilmiştir.
34)  ArGe harcamalarının GSMH içindeki payının 2013’e kadar %2’ye artırılması hedefi belirtilmiştir.
35) ArGe faaliyetleri için vergi muafiyeti ve indirimlerin yapılacağı belirtilmiştir.
36) Ülkemizdeki yenilik, bilim ve teknoloji üreten firmaların uluslararası eşdeğerleriyle ortak çalışması için zemin hazırlanacağı belirtilmiştir.
37) İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi kurulacağı ifade edilmiştir.
38) Hindistan ve Çin gibi uluslararası merkezlere yenilikçi donanım verebilecek şirketler için Bilim Vadileri ve teknoparklar yapılacağı ifade edilmiş.

1.2. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Seçim Beyannamesi:

 

1) Türk sanayisinin rekabet gücünün arttırılacağı ve ArGe’nin desteklenerek 5 yıl içinde GSMH’deki payın %2’nin üstüne çıkarılacağı belirtilmiştir.
2) Üniversitelerin kapasitelerinin verimli kullanılması için Türkiye’nin bölgede çekim merkezi haline geleceği belirtilmiştir.
3) Ekonomi ve sanayi işbirliğinin sağlanacağı belirtilmiştir.
4) Tersine beyin göçü yapmak için şartlar sağlanacağı belirtilmiştir.
5) Bilgi teknolojileri, bilişim ve yazılım, biyoteknoloji, genetik, uzay, yeni malzemeler, savunma sanayi gibi sektörlere öncelik verileceği belirtilmiştir.
6) Bilgi toplumu olmak yolunda çalışmalar yapılacağı belirtilmiştir.
7) Her haneye internet erişimi sağlanacağı belirtilmiştir.
8) Yerli yazılım sanayine önem verileceği belirtilmiştir.
9) Teknoparkların yeniden yapılandırılarak dışa açılmaları sağlanacağı belirtilmiştir.
10) KOBİ’lerin ArGelerine destek verileceği  belirtilmiştir.
11) Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin 2013’e kadar vergiden muafiyetinin sağlanacağı belirtilmiştir.
12)  Petrol ve doğalgazın batıya naklinde jeostratejik konumumuzun en iyi şekilde kullanılacağı belirtilmiştir.
13) Yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması gerektiği belirtilmiştir.
14) Bor, toryum ve hidrojen enerjileri üzerine özel olarak eğinileceği belirtilmiştir.
15) Her yıl 1 milyon öğrenciye burs verileceği belirtilmiştir.
16) 5 yıl içinde yurt eksiklikleri giderilip her öğrencinin barınmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
17) Çağdaş üniversite reformu yapılarak üniversitelerarası bilimsel rekabetin artırılacağı belirtilmiştir.
18) İdari ve bilimsel özerklik üniversitelerde sağlanacağı belirtilmiştir.
19) ÖSS’nin kaldırılacağı belirtilmiştir.
20) Özel dershanelerin özel öğretim kurumlarına dönüşümü teşvik edilecektir.
21) Arş Görv. ve öğrencilerin yönetime katılımlarının sağlanacağı belirtilmiştir.
22) ArGe çalışmalarının üniversitelerde artmasına destek olunacağı belirtilmiştir.
23) Üniversitelerin, bulundukları yerin kalkınma sorunlarını çözecek işlevde olmalarının sağlanacağı belirtilmiştir.
24) Açık öğretim sistem ve kapsamı geliştirileceği belirtilmiştir.
25) Vakıf üniversitelerinin kendi kaynaklarıyla gelişmelerinin özendirileceği belirtilmiştir.
26) Öğrenci burslarının geri ödenmesindeki sorunların çözüleceği belirtilmiştir.

Demokrat Parti (DP) Seçim Beyannamesi:

 

Osmanlı imparatorluğunun 16 ila 17. yy’da ticaret devrimini 18 ve 19. YY’da da sanayi devrimini kaçırmasıyla ülkemizin bilimsel gelişiminin çok geride kaldığını ifade edildiği beyannamede şu noktalar dikkat çekmektedir:

1)  Çoğu üniversitelerimizde olan ArGe faaliyetlerinin teknolojik uygulamaya geçirilemediği ve sanayiden uzak çalışmalar olarak kaldığı vurgulanmıştır.
2) ArGe harcamalarının 2005 yılı itibariyle halen GSMH’nin %1’inin altında olduğu ve gelişmiş ülkelerden çok aşağıda kaldığı belirtilmiştir.
3) Biyoteknoloji, nanoteknoloji, uzay teknolojileri ve yenilenebilir enerji teknolojileri konularına öncelik verileceği belirtilmiştir.
4) Depremlere karşı hazırlıklar ve erken uyarı sistemleri konularındaki çalışmalar yapılacağı belirtilmiştir.
5) Bilim ve Teknoloji Bakanlığı kurulacağı ve bilime ayrılan kaynakların daha iyi yönlendirilmesinin sağlanacağı belirtilmiştir.
6) ArGe, bilim ve teknolojiye şimdiki ayrılmış olan payın 2 katının verileceği belirtilmiştir.
7) Her kentte en az bir tane Bilim ve Teknoloji Meslek Lisesi kurulacağı belirtilmiştir.
8) Üniversite ve sanayi arasındaki işbirliğinin artırılacağı mesajı verilmiştir.
9)  Teknopark sayısının artırılacağı belirtilmiştir.
10) Ülkemizdeki fikri mülkiyet kavramının ancak marka tescili ve patent düzeyinde kaldığı belirtilmiş yerli marka ve tasarımların korunup geliştirilmesinin sağlanamadığı belirtilmiştir.
11) Taklit mal üreten ülke durumuna düşüldüğü belirtilmiştir.
12)  Yerli buluşların ve markaların dünyaca tanınması için çalışmalar yapılacağı belirtilmiştir.
13) Fikri mülkiyet hususunda uzman ve personel ve hukukçu yetiştirilmesine önem verileceği belirtilmiştir.
14) Sanayide yeni buluşların desteklenip korunacağı belirtilmiştir
15) Dünyada önümüzdeki 20 yıl içinde hidrojenin aktif enerji kaynağı olarak kullanılacağı belirtilmiş ve bu konudaki çalışmalara öncelik verileceği ifade edilmiştir.
16) Dünyadaki 443 nükleer santralin 1/3’ünden fazlasının Avrupa’da bulunduğundan hareketle nükleer enerjinin ülkeye getirileceği belirtilmiştir. 2023’e kadar ülkenin 5bin MW’lik kurulu nükleer santrale kavuşturulmasının amaçlandığı ifade edilmiştir.
17) Nükleer hammadde konusunda ülkenin çok zengin olduğu vurgulanmış ve bilhassa Toryum yataklarının aktif edilmesi durumunda ülke borçlarının 500 katının ödenebileceği belirtilmiştir.  
18) YÖK, üniversitelerarası eşgüdümü sağlayan ve kriterleri getiren bir kuruma dönüştürüleceği ifade edilmiştir.
19) Üniversitelerin özerkliğinin artırılacağı belirtilmiştir.
20) Akademisyenlerin özlük haklarının iyileştirileceği belirtilmiştir. Maaş artırımının yapılacağı ve kadro sıkıntısının yok edileceği ifade edilmiştir.
21) YÖK’ün 50/d maddesinin kaldırılacağı belirtilmiştir. Araştırma görevlilerinin, diğer meslekler gibi kariyer garantisine kavuşturulacağı belirtilmiştir.
22) Akademik şartları sağlayanların kadro beklemelerinin önüne geçilebileceği ifade edilmiştir.
23) Atanma ve yükselme koşulu olarak yabancı dergilerde yayın kıstasının ortadan kaldırılacağı belirtilmiştir.
24) Türkçenin bilim dili olması yolunda yayınların nitelikli Türk dergilerinde Türkçe olarak basılmasının teşvik edileceği belirtilmiştir.
25)  Akademisyenlerin ve idari üniversite personelinin STK kurmalarına treövik edileceği belirtilmiştir.
26) Rektör, dekan, bölüm başkanı ve anabilim dalı başkanlarının personel tarafından seçimle oluşturulmasının sağlanacağı ifade edilmiştir.         
27) Öğrencilerin, üniversitelerin yönetimlerinde temsil edilmesinin sağlanacağı vurgulanmıştır.
28) Devlet ile vakıf üniversiteleri arasındaki ayrımcılığı kaldırarak vakıf üniversitelerinin teşvik edileceği belirtilmiştir.
29) Vakıf üniversitelerine tedricen %50 oranında burslu öğrenci okutma zorunluluğu getirileceği belirtilmiştir.
30) Kredi ve Yurtlar Kurumu güçlendirilerek barınma probleminin çözüleceği belirtilmiştir.
31) Yoksulluk sınırı altındaki öğrencilerden harç alınmayacağı belirtilmiştir.
32) Mediko Sosyallerin ücretsiz çalışacağı belirtilmiştir.
33) Mezuniyetten sonra işe girene kadar gençlere sağlık güvencesi verileceği belirtilmiştir.
34) Kılık kıyafete göre kişilerin eğitiminin engellenemeyeceği belirtilmiştir.

1.4. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Seçim Beyannamesi:

Bilim ve teknoloji alanında diğer ülkelerle olan açığın kapatılması ve e-yaşam’a geçiş için politikaların izleneceğinin belirtildiği beyannamede şu noktalar dikkat çekmektedir:

1) Bilgi toplumuna dönüşüm için adımlar atılması belirtilmiştir.
2) Üniversitelerin bulunduğu bölgelerin özelliklerine göre uzmanlaşmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
3) Girişimci-üniversite işbirliğinin sağlanacağı belirtilmiştir.
4) Üniversitelere kaynak tahsisinde girişimci-üniversite ilişki düzeyinin, bir kriter olacağı belirtilmiştir.
5) Az gelişmiş yörelerdeki kilit kadrolar için nitelikli personelin çalışması mali ve sosyal haklar açısından güçlendirileceği belirtilmiştir..
6) Bilim ve araştırılmanın izlenmesi ve uygulanması için Bilim, Teknoloji ve İletişim Bakanlığının oluşturulacağı belirtilmiştir.
7) Hayatın her alanında internet yaygınlaştırılacağı belirtilmiştir.
8) Kamu hizmetlerinin elektronik ortamda sunulacağı belirtilmiştir.
9) E-yaşam tarzına uygun olarak herkese nüfus, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, vergi gibi vatandaşlık bilgilerinin yer aldığı akıllı kartın verileceği belirtilmiştir.
10) Bilgisayarların kamuda kullanımı artırılacaktır.
11) Okul, kütüphane, belediye ve muhtarlıkların internet imkanına kavuşturulacağı belirtilmiştir.
12) Milli yenilik sistemi ile yeniliklerin ve patentlerin üretime ve toplumsal faydaya dönüşümünün sağlanacağı belirtilmiştir.
13) Fikri mülkiyet haklarının etkinleştirileceği belirtilmiştir.
14) ArGe sonuçlarının sanayiye aktarılması için Teknoloji Transfer merkezlerinin kurulacağı belirtilmiştir.
15) ArGe’ye daha fazla kaynak aktarımı sağlanacağı belirtilmiştir.
16) 5 yılda ArGe harcamalarının payının GSMH’de %2.5’u geçmesi sağlanacağı belirtilmiştir. Bu amaçla kamu ihalelerinden pay aktarılacağı belirtilmiştir.
17)  Üniversite-sanayi ortak araştırma merkezlerinin kurulacağı belirtilmiştir.
18) Başta savunma sanayi olmak üzere tüm kamu kurumlarının tedarik politikalarının ArGe’ye dayalı olacağı belirtilmiştir.
19) Uluslararası fonlardan yararlanmak için üniversite ve merkezlerin teşvik edileceği belirtilmiştir.
20) Bilgi Üretim Teknolojileri, biyoteknoloji, genetik, nanoteknoloji, mekatronik, üretim süreç ve teknolojileri, malzeme teknolojileri, enerji teknolojileri ve tasarım teknolojileri gibi alanlardaki ArGe’ye öncelik verileceği belirtilmiştir..
21) Araştırmacıların niteliğinin artırılarak istihdamlarının teşvik edileceği belirtilmiştir.
22) Teknokentlerin organize sanayi bölgelerinde de açılmasına teşvik edileceği belirtilmiştir.
23) Yurtdışında bulunan araştırmacıların ülkede proje çalışmaları yapmasının özendirileceği belirtilmiştir.
24)  Türk dünyasının bilimsel araştırma merkezi niteliğinde olacak ATAM Ankara Temel Araştırmalar Merkezi’nin kurulacağı belirtilmiştir.
25)  Nükleer santrallerin kurulması belirtilmiştir.
26) Suyun etkin kullanılarak hidroelektrikten enerji eldesinin artırılacağı belirtilmiştir.
27) Füzyon enerjisi, biyoenerji, rüzgâr enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının araştırılması belirtilmiştir.
28) Jeotermal enerjinin turizm, tarım ve konutta kullanımının yaygınlaşacağı belirtilmiştir.
29) TPAO’nun yapısının güçlendirilerek daha iyi ulusal ve uluslararası ortaklar bulunmasını müteakip gaz ve petrol arama çalışmalarının ivmelendirileceği belirtilmiştir.
30)  Sınavsız üniversiteye giriş sisteminin alt yapısının oluşturulacağı ve giriş sınavının kaldırılacağı belirtilmiştir.
31) Dershanelerin özel okula dönüştürülmesinin teşvik edileceği belirtilmiştir.
32) YÖK’ün görevinin planlama ve koordinasyon ile sınırlandırılacağı belirtilmiştir.
33) Özel üniversite kurulumunun teşvik edileceği belirtilmiştir.
34)  Akademisyenlerin gereken teknik alt yapıyı alarak kalitesinin artırılacağı belirtilmiştir.
35)  Akademisyenlerin özlük ve çalışma koşullarının geliştirileceği belirtilmiştir.
36) Öğrencilerin barınma ihtiyaçlarının karşılanacağı ve sosyal etkinlikler için mekânların artırılacağı belirtilmiştir.
37) İhtiyaçlara uygun öğrenci sayısı belirlenerek diplomalı işsizliğin önleneceği belirtilmiştir.

Parti Beyannamelerini Değerlendirme

2.1. Genel olarak değerlendirmeler
Yukarıda verilen seçim beyannamelerini genel olarak değerlendirdiğimizde; bilim politikaları için önemli olan YÖK, Üniversiteler, Bilim politikası, Öğrenciler, Teknoparklar ve teknoloji geliştirme Bölgeleri, Çerçeve programlar, Projeler, Ar-ge destekleri, TÜBİTAK, Öncelikler başlıkları altında toplanmasının iyi bir değerlendirme açısından uygun olacağı görüldüğünden bu başlıklar halinde seçimle TMMM’ye giren partiler değerlendirilmiştir.

 

Konular

AKP

CHP

MHP

YÖK

  • Uluslararası Standartları yakalama
  • Lisansüstü eğitim için yurtdışına burslar
  •  Bütçe arttırımı

 

  • YÖK’ün görevini planlama ve koordinasyon ile sınırlandırmak,

ÜNİVERSİTELER

  • Vakıf ve devlet üniversitelerinin sayısını arttırmak
  • Yeniden yapılanmalarına katkılar sağlamak,
  • Üretim ve hizmet sektörüyle daha yakın çalışmasını teşvik etmek,
  • Misafir öğretim üyeliğini geliştirmek,
  • Dünyada saygın üniversitelerin ülkemizde kampüs açmalarına imkan sunmak,
  • Bilimsel dergilere ve veri tabanlarına tüm üniversitelerin ücretsiz erişimini sağlamak,
  • Ortadoğu, Türk dünyası ve AB ülkelerinde Türk üniversitelerinin kampüslerinin açılmasını desteklemek
  • İdari ve bilimsel özerklik sağlanacak
  • Bilimsel rekabet arttırılacak,
  • Vakıf üniversitelerinin kendi kaynaklarıyla gelişimini özendirmek,
  • Açık öğretim sistem ve kapsamı geliştirilecek,
  • Bulundukları yörelerin kalkınmasına katkılarının arttırılmasını özendirmek,
  • Kapasitelerin verimli kullanılmasına destek,
  •  Tersine beyin göçünü sağlamak,
  • Üniversitelerin kapasitelerinin verimli kullanılması için Türkiye’yi bölgede çekim merkezi haline getirmek,
  • Üniversite ve sanayi işbirliğini sağlamak,
  • Arş. Görv. ve öğrencilerin yönetime katılımlarını sağlamak
  • Bölgelere gore uzmanlaşmalarını sağlamak,
  • Girişimci-Üniversite işbirliğini ve bu işbirliğine göre kaynaklarını arttırmak
  • Özel üniversite açılmasını teşvik etmek,
  • Az gelişmiş yörelerdeki kilit kadrolar için nitelikli personelin çalıştırılması

AKADEMİSYENLER

  • Yerli ve yabancı akademisyenlerin ülkeye gelişini teşvik etmek,
  • Özlük hakları ve çalışma koşullarını iyileştirmek,
  • Bilim adamı yetiştirme hacmi ve çeşitliliğinin artırılacak
  • Yerli ve yabancı akademisyenlerin ülkeye gelişini teşvik etmek,
  • Özlük hakları ve çalışma koşullarını iyileştirmek,
  • Arş. Gör. Yönetime katılmaları sağlanacak,
  • Araştrımacı niteliğini ve niteliğini arttırmak  ve teşvik vermek,
  • Yurtdışındaki akademisyenlerin ülkemizde projeler yapmasını teşvik etmek
  • Özlük hakları ve çalışma koşullarını iyileştirmek,
  • Teknik altyapıyı iyileştirmek

ÖĞRENCİLER

  • Aylık burs miktarını arttırmak
  • Yurt sayısını arttırmak
  • Yabancı öğrenci sayısını arttırmak,
  • Gençlerimize farklı ülkelerden gençlerle ortak proje yürütmelerinin yaygınlaştırılması
  • ÖSS kaldırılacak
  • Heryıl 1 Milyon öğrenciye burs verilecek,
  • Yönetime katılmaları sağlanacak,
  • Öğrenci bursları geri ödemesi problemi çözülecek,
  • 5yıl içerisinde her öğrenciye yurt imkanı sunmak,
  • Barınma ihtiyaçalrının karşılanmasını artırmak
  • Kendilerini geliştirecekleri sosyal mekanları arttırmak
  • Diplomalı işsizliği önleyici tedbirler almak,
  • Sınavsız üniversiteye giriş altyapısını oluşturmak

GSMH

  • 2013’e kadar %2’ye arttırılacak
  • 5 yıl içerisinde %2’nin üstüne çıkarmak
  • 5 yıl içerisinde %2.5’in üzerine çıkarmak

 

ÇERÇEVE PROGRAMLARI

  • FP7’ye destek arttırılacak,
  • Araştırma fonlarına büyük destek verilecek,
  •  
  • FP7’ye destek arttırılacak,
  • Araştırma fonlarına büyük destek verilecek,
  •  

 

TÜBİTAK

  • Bilimsel değişim programlarına devam etmek,
  • Bilim adamı yetiştirme hacmi ve çeşitliliğini arttırmak
  •  
  • Bilimsel değişim programlarına devam etmek,
  • Bilim adamı yetiştirme hacmi ve çeşitliliğini arttırmak
  •  

 

TEKNOPARKLAR ve TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGELERİ

  • Teknopark sayısını arttırma
  • Her üniversiteye teknopark kurmak,
  • Yeniden yapılandırmak ve dışa açılımını sağlamak,
  • Teknoloji bölgeleri vergiden muaf hale gelecek,
  • Teknokentlerin organize sanayi bölgelerinde açılmasını teşvik etmek,
  • Argenin sanayiye aktarılması için teknoloji üretim merkezleri kurulması

BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ

 

 

 

PROJELERE DESTEK

  • Özel sektör projeleri desteklenmeye devam edilecek
  • Ulusal savunma ve uzay teknolojilerine desteklenmeye devam edilecek,
  • Patent, ar-ge yatırım destek v ear-ge ürünleri pazarlama destek programları açılacak,
  • ArGe faaliyetleri için vergi muafiyeti ve indirimleri yapmak

 

  • Uluslararası fonlardan yararlanmak için üniversite ve merkezlerin teşvik edilmesi

AR-GE FAALİYETLERİ

  • Vergi muafiyeti ve indirimler uygulanacak,
  • Patent başvurularına devlet desteği verilecek
  •  
  • Üniversitelerde artmasına destek olunacak
  • KOBİ ar-gesine destek vermek
  • Daha fazla kaynak aktarımını sağlamak,
  • Üniversite- sanayi ortak araştırma merkezleri kurmak,
  • Milli yenilik sistemi ile yeniliklerin ve patentlerin üretime ve toplumsal faydaya dönüştürülmesi,
  • Fikri mülkiyet haklarının etkinleştirilmesi,
  • ArGe sonuçlarının sanayiye aktarılması için Teknoloji Transfer merkezlerini kurmak
  • Başta savunma sanayi olmak üzere tüm kamu kurumlarının tedarik politikalarını ArGe’ye dayandırmak

ÖNCELİKLER

 

  • Yerli yazılım sanayine önem vermek,
  • Bilişim teknolojileri, bilişim ve yazılım, bioteknoloji, genetik, uzay, yeni malzemeler, savunma sanayisine destek
  • Bilgi toplumuna dönüşümü sağlamak,
  • İnternetin yaygınlaştırlması
  • E-devlet hizmetlerinin yaygınlaştırlacağı
  • Bilişim teknolojileri, bilişim ve yazılım, bioteknoloji, genetik, uzay, nanoteknoloji, üretim ve süreç teknolojileri, malzeme teknolojileri, enerji teknolojileri, tasarım teknolojileri, savunma sanayisine destek
  • Akıllı kart uygulamasının yapılması

DİĞER HUSUSLAR

  • Kendi işini kurmak isteyen gençlere fırsat sunmak üzere ‘İş Kurma Geliştirme Merkezleri’ kurmak,
  • KOBİ’lere ait ArGe’lerin laboratuvar ihtiyaçları ve eğitimleri için destekte bulunmak,
  • Ülkemizdeki yenilik, bilim ve teknoloji üreten firmaların uluslararası eşdeğerleriyle ortak çalışmasına zemin hazırlamak,
  • İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi kurmak
  • Her haneye internet erişimi desteği,
  • Bilgi toplumu olmaya destek,
  • ÖSS’yi kaldırmak
  • Özel dershaneleri, özel öğretim kurumlarına dönüştürmek
  • Açık öğretim sistem ve kapsamı geliştirilecek

 

  • Bilim Teknoloji ve İletişim Bakanlığı Kurulması
  • Bilgisayarların kamuda kullanımının artırılması
  • Türk dünyasının bilimsel araştırma merkezi niteliğinde olacak ATAM Ankara Temel Araştırmalar Merkezi’nin kurmak
  • Üniversiteye giriş sınavı, uygun alt yapı oluşturularak kaldırılacak
  • Dershanelerin özel okula dönüştürülmesini teşvik etmek

 

2.2. Sonuçlar
Yukarıda zikredilen bilim ve yüksek öğretim politikaları göz önüne alındığında tüm partilerin temelde yurdumuzun bu alandaki ihtiyaçlarını iyi tahlil ettiği açıktır. Temelde partilerimizin, daha açık, kaliteli ve dış dünyayla ilişkili bir üniversite oluşturma amacında olduğu görülmektedir. ArGe çalışmalarının artırılmasının da elzem bir husus olarak ele alındığı diğer bir husustur. Bunun yanında üniversite-teknoloji ilişkilerinin artırılması konusu da söz konusu partilerimizin beyannamelerinde yer almıştır. Türkiye’nin, Ortadoğu ve Orta Asya için öğrenci ve araştırmacı çeken bir merkez olması için çalışılması gereği de partilerce ele alınmıştır. Bu bağlamda tersine beyin göçünün sağlanması için akademisyenliğin özlük haklarının artırılması ve bilimin çekirdeği olan Araştırma Görevliliğinin ilgili 50d maddesinin kaldırılarak daha güvenilir bir kadronun tahsis edilmesinin de önemli bir karar olacağına inanmaktayız. İlaveten bazı partilerimizin belirttiği gibi üniversitelerimizin bulunduğu yörenin sorunlarına başta çözüm getiren bir eğitim programı ve yapılanma takip etmesinin doğru olacağı kanaatindeyiz. Örneğin denizi olmayan bir yörede balıkçılık ve su ürünleri dalında öğretim dalının bulunması gereksiz olmaktadır.

Diğer yandan bazı partilerimizin, üniversite sınavının kaldırılması gibi bir konuda biraz popülist düşündükleri görülmüştür. Zira çok büyük genç nüfusa sahip ülkemizde, eğitimdeki fırsat ve imkan eşitliğinin okuldan okula fark ettiği bir eğitim sisteminde merkezi bir sınavın kaldırılmasının, çok büyük dezavantajı olacağı açıktır. Diğer yandan dershanelerin de kaldırılmasının popülist olduğunu düşünmekteyiz çünkü okuldaki bilgi eksikliği ve eğitim kalitesizliği ebeveynleri, öğrencilerin dershaneye gönderilmesi hususunda zorlamaktadır.

Enerji araştırmaları konusu, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir maddedir. Bu hususta tüm partilerimizin programının iyi olduğu yenilenebilir enerji ve nükleer santraller ila füzyon enerjisi konusunda yoğunlaşılması gereği beliritlmiştir. Bu da diğer bir önemli konudur.   

 

 

 

Hazırlayanlar:
Prof. Dr. Güngör BAL
Prof. Dr. Reşat KASAP
Prof. Dr. Ziya ARGÜN
Prof. Dr. H. İbrahim ÜNAL
Doç. Dr. Şeref SAĞIROĞLU
Y. Doç. Dr. İbrahim SEFA
Dr. Erol KURT

Raportör:  Dr. Erol KURT